31 Aralık 2010 Cuma

İyi seneler!

Dün arkadaşımın "süt danası" diye tarif ettiği beyaz Lamy'yi kendisine hediye ettim. Beyazlığı ile başa çıkamıyordum zaten. İşim gereği gazetelerle haşır neşir olduğumdan beyaz dolmakalemin beyazlığından eser kalmıyordu haliyle. Şimdi bu güzel dolmakalemin emin ve temiz ellerde olduğunu ve kirlenmeyeceğini bilmekten dolayı mutluyum.


Sonra bir kalem eksildi diye kendimi kalem dükkanlarına attım. National Geographic sarısına yakın bir tonu olan yine bir Lamy Safari dolmakalem aldım. 1.1 uç taktırınca yanıp sönmeye başladı adeta. Yanına Waterman Havana mürekkep de alınca kendime yeni yıl hediyesi almış oldum böylelikle!


Nicedir bu tatlı sarı kalemin hayalini kuruyordum. Waterman Havana ile birlikte muhteşem bir ikili oldular.

Darısı blogu okuyanların başına diyeyim. :)

Kağıdınız, kaleminiz ve mürekkebiniz bol olsun, ellerin çalışması da size kalmış.

İyi seneler.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Mürekkepsiz dolmakalem ile Ömer Hayyam

Mürekkep içmemiş kalem Ömer Hayyam'ı da bilmez.

Kimi kalemlerin fotoğraflarına bakmak en büyük meraklarımdan biri. Gördüğüm fotoğraflarda Mürekkebin tadına bakmamış kalemlerin çok tuhaf göründüğünü düşünmeye başladım. Pırıl pırıl olan ve dolmakalemin ucu ilk alındığı günün havasını taşıyan kalemleri sevmiyorum.

Bir de mürekkepten uzak durması yeğlenen kalemler var. Geçen gün kutusunda limitli üretim bir dolmakaleme rastladım. Kalem şahane elbette, fakat üzerindeki bir heykelden yola çıkılarak yapılan metal çıkıntılardan dolayı hem yazı yazmak zor hem de mürekkebe bulaşması belli ki hiç istenmeyen türden bir havası var, yani yazı yazılmak için yapılmamış, bu kalem koleksiyonluk bir nesne sadece.

Garip ama gerçek: Kalem kullanmayan koleksiyoncular var dünyada. Kullanmayabilirler elbette, paşa gönülleri bilir, ancak yine de tuhaf buluyorum. Bununla birlikte kitap okumayan kitap koleksiyoncuları olduğu gibi, yazı yazmayan dolmakalem koleksiyoncularının olması da doğaldır sanırım.

Oysa mürekkebi bilen kalem öyle soğuk durmaz, öyle uzaklara bakmaz, Ömer Hayyam yazmamış mıydı?

"Geçmiş günü beyhude yere yâd etme
Bir gelmemiş ân için de feryad etme
Geçmiş gelecek masal bütün bunlar
Eğlenmene bak ömrünü berbad etme"

Ben, büyük şairimiz Orhan Veli'nin bu Hayyam çevirisini yazmayı seven biri olarak birazcık değiştirerek söylüyorum:

Geçmiş günü beyhude yere yâd etme
Bir gelmemiş ân için de feryad etme
Geçmiş gelecek masal bütün bunlar
Yazmana bak ömrünü berbad etme

(Hem canımız çevirmenimiz ve şairimiz Orhan Veli'yi, hem de matematikçi, astronom, filozof ve şair Ömer Hayyam'ı sevgiyle saygıyla analım.)

12 Aralık 2010 Pazar

Not




Gün içinde küçük notlar almak için her daim tedarikli olmak gerek.

foto/photo: © bizans.

5 Aralık 2010 Pazar

Beatles ile yazmak

Kuşkusuz müzik ayrı bir dünya. Yıllardır salt piyano ile icra edilen müziğe tutkunum ben. Ama Beatles kendimi bildim bileli aklımın bir kenarında hep durur. Hem Beatles zaten bırakılmaz hiç, hele hayatınızda özel bir yeri varsa. Ne zaman bir Beatles şarkısı duysam nemlenen gözlerimi kapamak isterim, hatıralar bırakmaz, ömrümün sonuna kadar da Beatles dinleyeceğim.

Beatles hayranları, eski zamanlar...

Öyle şeyler çıkıyor ki insanın karşısına, bir fotoğraf, bir kalem, beni durmadan Beatles'a taşıyor. Dönem dönem değişik müziklere daldım, blues dinledim, bir ara çok gürültülü şarkılara bile dadanmıştım (şimdi başım ağrıyor, dinleyemiyorum) fakat ne dinlersem dinleyeyim, Beatles silinmeyen bir yazı gibi kazınmış meğer, hep kendini su yüzüne çıkarıyor.

Bunları yazarken keşke ülkemizin müstesna değerlerine adanmış dolmakalemler olsaydı diye düşündüm. Kalbimizin, ruhumuzun şairi Turgut Uyar adına, her şeyin şairi İlhan Berk adına; parkların, otellerin, çağrılmayanların şairi Edip Cansever adına, hep aşkın şiirini yazmış Cemal Süreya adına; dünyanın her köşesine şiirleri sızmış Nazım Hikmet adına dolmakalemler üretilseydi harika olmaz mıydı?

Ayrıca hat sanatımızın babası Şeyh Hamdullah adına, büyük hattat, ebrucu, mürekkepçi, mücellit ve gül yetiştiricisi eşsiz bir insan olan Necmettin Okyay adına, diğer büyük hattatlarımız adına dolmakalemler üretilse muhteşem olmaz mıydı?

Thomas Mann adına muazzam güzellikte bir kalem var mesela.

Beatles böyledir işte, uzak yerlere sürükler insanı...

27 Kasım 2010 Cumartesi

Lamy Sevenler Buraya



Bir kırtasiye dükkanında bir yandan kalemlere bakıyor bir yandan konuşuyoruz arkadaşımla.

"Neden bu kadar çok seviliyor Lamy kalemleri?" diye soruyor arkadaşım, tabii konumuz Lamy Safari ve Lamy Al-star dolmakalemleri -diğer Lamy ürünleriyle aramız hoş değil. (Lamy 2000 hariç. Ancak onun sınıfı bambaşka.)

"Basitliği, sade oluşu, ergonomisi ve fiyatının uygunluğundan dolayı" diyorum.

Ama bunlar bütünüyle doyurucu yanıtlar değil. Çünkü 1980'lerden beri kimilerinin abartıldığı düşündüğü bu renkli plastik kalemler evvelâ genç insanların gönlünü almasını bilmiş, insanları dolmakaleme, yazı yazmaya özendirmiştir. Önce diğer firmalar tarafından sessizlikle karşılanan Lamy Safari ve onun bir üst sınıfı Lamy Al-star modelleri daha sonra sürekli taklit edildi.

Lamy Safari ve Al-Star kalemlerin bu kadar sevilmesinin temel nedeni çok daha pahalı dolmakalemlerin yapamadığı bir şeyi, yazı yazmanın hazzını duyurması, insanın yazıya eğilmesinin güzelliğini mütevazı bir tavırla duyurması. Daha pahalı ve daha fazla emek verilmiş diğer dolmakalemlerin çoğunda Lamy Safari'lerin pratik oluşundan, sevimliliğinden eser yok.

Tam bu sırada satıcı da söze karışıyor ve "Ne var bu kalemlerde anlamadım, bu gidişle ben de bir tane alacağım," diyor.

Fakat satıcı istediğimiz Lamy dönüştürücüyü bulamıyor, "Çok söyledik firmaya ama halen gelmedi" diyor.

Bir başka dükkana giriyoruz, onlar da bakıyorlar bulamıyorlar fakat biri çıkıp yandaki bir başka dükkandan alıp geliyor.

Akşam oluyor bu arada, gün bitiyor.

Mürekkep şişesinin gölgesinde düşünceler



Belki değişik bir mürekkep bulurum diye gezinmeye ve yeni deneyimler edinmeye devam ediyorum. Tabii aradığım hiçbir şişeyi bulamadım yine. Bir de kırtasiyecilerin şişenin kapağını açıp mürekkebi göstermeye yanaşmaması çok garip bir tutum, gezdiğim yerler arasında bir tek Panter Kırtasiye şişeleri açıp bir kağıda yazıp mürekkebin rengini gösterdi. Orada da istediğim mürekkep yoktu, gerçi pek şık mürekkep şişeleri vardı ama bunlar daha çok süs amaçlı mürekkeplerdi, fiyatlar da yüksekti biraz.

En çok rastladığım ve garip bir şekilde çok popüler olan şey hediyelik kuştüyünden kalemlerin ve minik mürekkep şişelerinin bulunduğu setler! Bu kuştüylü kalem setleri aslında yazma amaçlı değil. Fakat demek ki çok satılıyor.

Buradan yazıyla ilişkinin çoğunlukla 'göstermelik' olduğu sonucuna varıyorum. Tıpkı bu setlerdeki mürekkep şişeleri gibi hiç açılmayacak veya bir hevesle deneme yapıldıktan sonra masadaki yerine konacak şişeler ve ergonomik olmayan süslü kalemler gibi yazıya uzak bir hayat sürüyoruz galiba.

Oysa yazı bir şenliktir, güzelliktir, keşiftir, insanın kendisine ve tarihine açılan bir kapıdır. Halis ve akıcı mürekkeple dolan kalemler akacak kâğıtlar bulursa hiç durmaz emin olun.

Canları sıkılan, hayattan bezmiş, günlük yaşantının içinde eriyip duran, çeşitli -hiç bitmeyen ve bitmeyecek olan- işlere teslim olmuş, yaşama sevincini kaybetmiş insanlar! Onlar küçük güzellikleri de görmezden geliyor, mürekkebi kurumuş ve tıkanmış bir kalem gibi hiç uyanmayacağı kötü bir rüyada yaşıyor ve karmakarışık bir hayatın ortasında olduğunu düşünmüyor! Uyanmak gerek. İstemek gerek. Biraz bilgi ve biraz da tebessüm gerek.

İyi tasarlanmış bir mürekkep şişesi, yine süs için değil yazmak için tasarlanmış bir dolmakalem, kalemi küstürmeyecek bir kağıt, popüler olduğu için değil gönülden okunacak bir kitap, kaliteli bir hayat sürmek için yeterli.

Kalemin markası, mürekkebin rengi, kağıdın-defterin cinsi size kalmış artık.



 
Bethge (J. Herbin)


Pelikan Edelstein
Montegrappa

Montblanc
 

26 Kasım 2010 Cuma

Rotring Brillant



Rotring Brillant çok güzel bir mürekkepmiş. Siyah olanı aldım ve adı gibi parlak bir siyah renge sahip çıktı, fiyatı da kalitesine göre çok iyi, sadece 10 lira verdim. Dün Parker Quink Black almıştım (7,5 lira, 57ml yeni logolu şişe) fakat yazmaya başlayınca mavi-siyah (blue-black) olduğunu gördüm. Bu açıdan bakınca Rotring'in mürekkebi insanı aldatmayan cinsten. Sheaffer de aynı Parker gibi tam siyah değil, neredeyse gri diyebileceğim melankolik bir tona sahip. Rotring'den sonra şimdiye kadar gördüğüm en güzel siyah renge Caran d'Ache'ta rastladım. Caran d'Ache'ın fiyatı ise 25 lira. (Yeni şık ağır cam şişelerdekiler ise 35 lira civarında.)

Satıcıların çoğunu gezdim ve mürekkep konusunda iyi olan, elinde yeterince çeşidi olana rastlamadım henüz. Hangi dükkana giderseniz gidin fazla çeşit bulamıyorsunuz. En fazla mürekkep barındıran yerde ise bir Herbin çeşitleri vardı, orada da diğer markalar yoktu.

Kırtasiyeciler mürekkebe gereken önemi vermiyor ve çeşit bulundurmuyor.

24 Kasım 2010 Çarşamba

Mürekkep şişesi zamanı



Bazen öyle mürekkep şişeleri görüyorum ki, hayran olmamak mümkün değil. Yazıya giden yoldaki güzellikler bunlar.

20 Kasım 2010 Cumartesi

Şiire batırılmış dolmakalem: Danitrio Fellowship






"The special edition Danitrio Fellowship fountain pen, a collaborative effort between members of Fountain Pen Network (www.fountainpennetwork.com), spearheaded by Kevin Cheng (winedoc), and Danitrio and Master Maki-e Artist Tatsuya Todo (Kosetsu-san). The haiku, by Basho, is:

"Hamaguri no
Futami ni wakare
Yuku Aki zo"


Şiirin Türkçe'si yok ne yazık. Fakat haiku tarzı şiirlere aşina olanlar, Başo'yu bilenler istedikleri bir şiiri düşünebilirler, ben öyle yaptım:

"Sallanıp durur
sarmaşıkların sardığı köprü
Hayatımız gibi."

Bir zararı yok bu çevirinin. Ama yazıyla mürekkeple bir ilgisi varsa eğer kesinlikle bilmek isterdim. (Bu arada haiku ile ilgili bir kitap görürseniz alın, bu şiir türüyle daha önce tanışmadıysanız çok üzüleceksiniz. Oruç Aruoba'nın adını da bir kenara yazın, Aruoba'nın çevirileri ve haikuları mükemmeldir, Japonca bilmiyorum ama bu şiirleri okuduğum vakit sevgi dolu olduğunu anlayacak kadar şiire inancım var, merak duyanların okumasını dilerim.)

Yukarıda görülen Danitrio dolmakalemi, Fountain Pen Network üyeleri Kevin Cheng'in de katkılarıyla usta Tatsuya Todo tarafından maki-e tekniği ile üretilmiş. Maki-e (lak) beceri isteyen ve yüzlerce yıllık geçmişi olan kadim bir boyama tekniğidir. (Pelikan'ın da benzer kalemleri var.) Bu tarz özel yapım kalemler, yaratıcılıkla birleştiğinde ortaya böyle muhteşem sanat eserleri çıkıyor.

Kaleme böylesine özen göstermenin, bir kalemin üzerine bunca titremenin nedeni nedir peki? Yazı kültür ister, yazıya giden kalemler de öyle. İyi kalem özlemi, yazıya duyulan saygının ve sevginin bir göstergesidir. Yazı araçları nihayet yazıya giden yolda bir merhaledir, fakat izan sahibi kişi sadece yazı değil yazının güzelliğine götüren kalemlerin de itibar sahibi olması gerektiğini düşünür, değersiz kalem yoktur aslında, ancak unutmamak gerek: Kalemlere ve mürekkebe gereken özeni gösterirseniz yazınız da o ölçüde değerli olur sizin için.

İyi-kötü ne olursa olsun, kalem kendisini taşıyan kişiye benzer. Kişi yazı yazmayı seviyorsa, yazı güzel olmuş, çirkin olmuş hiç önemli değildir, insan dünyanın ve hayatın bir mürekkep gibi aktığını biliyorsa kalemi de güzelleşir zaten, yazısı ise değişir, başkalaşır, daha başka görünür. Çünkü yazı hiç bitmez evet, ama insan biter, kalem tutan eller kaybolur da bir gün, aynı kalemle başka eller yazı yazar.

Kalem, yazı için, hayat için, yaşanacak günler için ve hatıralar için bir övgüdür.

Carpe memoriam.



Kaynaklar/Sources:

1. Danitrio Fellowship Pen

2. Danitrio Fellowship fountain pen, nib, cap (By ethernautrix)

3. Danitrio FPN Fellowship Maki-e Pen (Shinchan's Fountain Pen Pilgrimage)

18 Kasım 2010 Perşembe

TWSBI ve kalem satan dükkanlar





Aylardır şu sayfadaki fotoğraflara bakıyorum. Tayvanlı bir kalem üreticisi olan Twsbi ismine internette gezerken rastladım. Dolmakalem ve mürekkep şişelerindeki tasarım kolaylıklarına bakıp da iç geçirmemek elde değil. Gerçi yukarıdaki fotoğrafta bulunan mürekkep pek uçuk ve hiç bana göre değil ama kalem ve mürekkebin şişesi bir harika.

Ne yazık ki ülkemizde yok böyle güzellikler, senelerdir hep aynı markaların en çok satılan popüler ürünleri satılıyor, çeşit yok denecek kadar az, sadece Sirkeci'de değil, Nişantaşı'nda bile lüks kırtasiyelerde istenen mürekkep ve kalem çeşidi yok. Ayrıca hayır, herkes mavi mürekkebi sevmek zorunda değil. Geçenlerde Sirkeci'deki kalem satan dükkanlara bakınıyordum bu tarz adı pek duyulmamış markaları bırakın çok bilinen markaları bile bulmak zor.

Asıl şaşırdığım nokta ise işi kalem satmak olanların kalem merakının olmaması! Anlayamadığım bir başka nokta ise 50-60 yaşına gelmiş bazı adamların kalem soran meraklı insanlara kötü davranması. Bu konuda çok dertliyim. Eğer kalemi satın almıyorsan "senden kötü bir insan yok" bakışıyla dövmekten beter ediyorlar. Sorulara da en minimal şekilde cevap vermeleri de bir başka saçmalık. "Kalemi 5 saniye içinde beğen, hemen parasını ver ve arkana bakmadan git" tavrıyla satış yapıyorlar.

Kalemlerin fiyatlarındaki dalgalanmalar da bir başka sorun. Yan yana duran iki dükkan arasında aynı üründe fahiş fiyat farklılıkları olabiliyor. Birinde kalem 30 lira ise diğerinde aynı kalem 50 lira! Kalemleri kutusuz satanlar, sattıkları kaleme güzel davranmıyorlar, kalemleri temizlemiyorlar, vitrinden bir kalem çıkarmayı ağır bir iş olarak görüyorlar.

Misafirperverlik, müşterinin gönlünü almak bir yana satıcılar kalem beğendirmek için bile hiç uğraşmıyorlar. Öyle ki dolmakalemleri mevcut uç ile almak zorundayız sanki, ucun değiştirilmesini teklif ettiğinizde "Değiştiremeyiz" yanıtı tokat atar gibi söyleniyor, oysa ucun değiştirilmesini istemek bir lütuf değil dolmakalem alıcısının temel haklarından biridir, dolmakalem alıcısı kalemi kutulu ister, kutusuz kalem satmaya teşebbüs etmek dahi bence ayıptır.

Yedek kalemin faydaları üzerine



Aslında çok yazan birisi değilim, ancak hiç yazmayanlara göre çok yazıyor sayılırım sanki. :) Sabah, evden uzakta bir şeyler karalarken, çok sevdiğim mürdüm eriği renkli dolmakalemimdeki koyu mor Waterman işi mürekkebin sağlıklı akmadığını görünce bozuldum biraz, adet olduğu üzere kalem önce silik yazmaya başladı, ardından yazmamaya. Netice: Mürekkep yazı olup uçmuş. Evden uzakta böyle zamanlarda, hele akla birtakım fikirler üşüşmüşken, ortada kalmaktan hep korktuğum için her daim dolu olan yedek bir-iki kalem bulundurmanın faydasını da böylelikle görmüş oldum.

"Niye bu kadar kalem taşıyorsun?" diye soranlar var, bunu soranların mühimce bir kısmı kalem dahi taşımıyor oysa, kalan kısmına da "Senden kalem istemeye utanırım" diyesim gelir bazen, çünkü genellikle bırakın yedek kalemi bir kenara, kalem taşıyanlar az, hele iyi kalem taşıyan parmakla gösteriliyor, dolmakalem taşıyanlar ise nadirattan sayılır.

13 Kasım 2010 Cumartesi

Kurşunkalemden heykeller



Bu heykelkalemleri yapan Dalton Ghetti isimli bir sanatçı.

Harfleri kıskanmak



110 yıllık bir yazı.

Eski defterleri karıştırınca insanın karşısına neler çıkıyormuş meğer.

Böyle yazılarla karşılaşınca şu harfi nasıl yapmış, bu harfin kuyruğunu nasıl kıvırmış diye kıskanıyorum.

Ama çok da umurumda değil aslında, inci gibi ardı ardına dizilmiş, hep aynı puntoyla yazı makinesi gibi yazanlara hep şaşırmışımdır zaten. Yazı değişken olmalıdır, ruh haline göre iyi-kötü bir havası olmalıdır. Çok düzgün ve kusursuz olan yazılar, aşırı kontrol belirtisi gibi gelir, sıkmamalı kendini insan, iyi yazacağım diye kişiliksiz ve monoton bir tarzı benimsemek yanlıştır bence. Bir harf, bir kelime kendi başına gidebilmeli, kendi başına yürüyebilmelidir.

Hem insan bu, ruh hali hep değişiyor, yazısı nasıl değişmez?

Bir teğmenin seyir defteri




Defterler beni heyecanlandırır. Boş bir defter ise korkutur biraz. Senelerdir yazamadığım defterler birikti evde. Ne zaman yazarım bilmem, belki çocuklarıma kalacak bu güzel defterler. Neyse bugün finebooksmagazine.com sitesinde gezinirken (aslında kitap arıyordum) bir teğmenin seyir defterine rastladım.




Defterin kapağını görünce aklıma İlhan Berk'in defterleri ve defter kapakları geldi. YKY iyi ki basmış bu kitabı. İlhan Berk'in bir şair olmasının yanında bir ressam olmasını da önemsiyorum elbette. Ancak sadece resim değil, yazı sanatının, kendine özgü bir hat sanatının güzel örneklerini de vermiş bir bir sanatçıdır kendisi. Şiiriyle de bağlantılıdır bu resimler ve yazılar. Yazının şiiridir, şiirin de resmidir gördüklerimiz. Zaten yazının temelinde resim yok mudur?

6 Kasım 2010 Cumartesi

Woolf ve Deniz feneri




Original handwritten draft of the “Time Passes” section of Virginia Woolf’s To the Lighthouse.

Virginia Woolf'un el yazısından `Deniz feneri` kitabının bir bölümü.

5 Kasım 2010 Cuma

Galileo Galilei'nin el yazısı



Galileo Galilei (1564–1642), Autograph notes on the satellites of Jupiter, 14–25 January 1611, Morgan Library

22 Ekim 2010 Cuma

Mürekkebin gölgesinde: Paul Claudel




VILLAGE OF BRANGUES, France—French writer and diplomat Paul Claudel, 1945.

© Henri Cartier-Bresson / Magnum Photos

21 Ekim 2010 Perşembe

Yaz, Bir Daha

© David Seymour / Magnum Photos

"In an age when most of our notes and letters are typed by thumbs and fingertips, Magnum celebrates penmanship with images of writers—both great and unknown—practicing an increasingly ignored craft."

CALABRIA, Italy—A peasant during a writing class, 1950.

David Seymour

15 Ekim 2010 Cuma

Mor zamanlar



Rengin Saltık'ın Milli Reasürans Sanat Galerisi'ndeki beni hayallere sürükleyen sergisini gezdikten sonra içim yine yazıyla ve resimle dolduğundan nicedir istediğim mor renkli mürekkebi almak için bir coşkuyla Sirkeci'ye uzandım, morlar eflatunlar arasından nihayet Herbin ve Waterman arasında bir tercih yapmak gerekti ve daha koyu bir tonda olduğu için Waterman'ı seçtim (Herbin 25 Tl, Waterman 15). Şimdi Mürdüm eriği rengindeki Lamy AL-star kalemimde Waterman mürekkep var. İlk izlenim mürekkebin homojen bir dağılım göstermediği yönünde, hızlı yazarsan biraz daha açık tonda, duraklarda ise daha koyulaşan ve siyaha yanaşan bir renk hakimiyeti var. Hoş bir renk. Waterman mürekkep şişesi de güzelmiş, köşeli yapısından dolayı mürekkep azaldığında şişeyi yatırınca bile sabit durabiliyor.




7 Ekim 2010 Perşembe

Ülkü Tamer



Şair, yazar ve gönlümüzdeki Gaziantep padişahı Ülkü Tamer, 28 Mayıs 2005 tarihli Radikal Cumartesi'nin 2. sayfasındaki yazısına şöyle başlar: 

"Yazı yoktu. Masallar, rivayetler dilden dile dolaşıyordu. Yazan elin yerinde anlatan dil, okuyan gözün yerinde dinleyen kulak vardı."

Sonraki paragrafta ise yazısına şöyle devam eder: 

"Kalemin yerini hiçbir şey tutamaz bence. Yeni yontulmuş bir kurşunkalem ya da ince uçlu bir dolmakalem alıp tertemiz bir kağıtla başbaşa kalmak gibisi var mı? O kalem bir aracı değildir sanki, sizin bir parçanızdır." 

Bir dolmakaleme en çok ne kadar para verirsiniz?



Kalemseverlerin üstadı Doğan Hızlan'ın 3 Aralık 2006'da yayımlanmış güzel bir yazısı vardır.

Doğan Hızlan bu yazıda diyor ki:
"BENİM çocukluğumda, gençliğimde aldığım, sizin de aldığınız kalemler, ağır başlı modellerdi. Özellikle siyahtı, çoğunun renkleri. Üzerinde model, desen yoktu.

Zaman değişmiş sevgili okurlarım."


Yazının tamamı şu adreste ikamet etmekte:

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5545202&yazarid=4

Biraz da yazıyla eğlenelim




İnternette yazı sanatı ile ilgili bilgiler ararken, http://www.theshodo.com/ isimli site ile karşılaştım. Bir yandan geleneksel yöntemleri görerek, fırça ile yazı yazmak, resim çizmek ama bir yandan da sayısal bir ortamda internet üzerinde bunları yapabilmenin keyfini çıkarmak çok eğlenceli. Bir denenmesini tavsiye ederim.

3 Ekim 2010 Pazar

YAZININ ÖYKÜSÜ





Daha önce saatlerle ilgi blogta anlattığım üzere arada sırada Hacopulo pasajındaki "Kitap için" isimli güzel kitabevine gitmeyi alışkanlık haline getirmenin bir faydasını daha gördüm. "Naissance de l'Ecriture/Yazının doğuşu" isimli 1982 basımı (o tarihteki bir sergi vesilesiyle) bol fotoğraflı ancak Fransızca olan bir kitap -aslında bir katalog- buldum. Kitap 384 sayfa ve gayet iyi bir kağıda basılmış ve Eski Mısır ve Mezopotamya coğrafyasında gelişen yazıya ilişkin muhteşem fotoğraflar ve resimler var. Fransızca bilmiyorum ama 'Yazı'nın tarihi gelişimi ve örnekleriyle ile ilgili kitapları hangi dil olursa alıyorum çünkü bu tarz kitaplarda öyle güzel örnekler oluyor ki benzeri Türkçe bir kitap bulmak, görmek neredeyse imkansız.

Türkçe kitap deyince yine halis siyah ve parlak mürekkep peşinde koştuğum bir gün biraz nefes almak için Robinson Crusoe kitabevine uğramıştım. Robinson'da çocuklar için düşünülmüş ve orijinal adı "The story of writing" olan "Yazının Öyküsü" isimli Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkmış 2009 basımı büyük boy kitabı aldım. Kitap Singapur'da, ingiltere baskısıyla aynı anda basılmış, garip ama gerçek, bu bilgi kitabın arka kapağında yer alıyor.

Neyse Türkiye'de yazının gelişimiyle ilgili fazla kitap yok zaten (ama boyutları küçük de olsa benzer bir kitap var: Yazı, İnsanlığın Belleği, Georges Jean, YKY) 'Yazının Öyküsü'nü çocuklar için yazılmış olsa da aldım. Fakat yanılmışım bu eser yetişkinler için yazılmış kitaplar kadar iyi bir kitapmış meğer, ilk çıktığında almadığıma üzüldüm, neyse geç olsun güç olmasın. :)


Konu kitaplardan açıldığı için devam edelim: İçinde yazı ile ilgili (kimi yerde derinlikli olmayıp fazlasıyla özet bilgi içerse de) sağlam bilgileri havi olan bir başka kitap ise "Kağıdın ve Matbaanın Kültürel Tarihi" isimlidir, Zeki Tez tarafından yazılmış ve 2008 tarihli Doruk yayımcılıktan çıkmış, meraklıların bu kitaba da sahip olması gerekir bence, çünkü kitapta yazının tarihinden matbaacılığa, mürekkepten yazı aletlerine ve oradan hat sanatına kadar envai çeşit bilgi mevcut.

Kitap "Yazı malzemeleri ve kağıt üzerine" isimli ilk bölümün ardından "Yazı aletleri" bölümüyle devam ediyor, arkasından "Mürekkep üzerine", "Ebru üzerine", "Yazının tarihi", "Hat sanatı üzerine" (bu bölümde bir deha olan Şeyh Hamdullah bir kaç cümle ile geçiştirilirken nedense hattat hamid Aytaç'a özel bir bölüm açılmış), "Kitap yazımı üzerine", "Tarihte Matbaacılık", "Kitap ciltleme sanatı üzerine"

30 Eylül 2010 Perşembe

Kalemin çöpü, ömrün birikintisi

"Kalem [kamış kalem] yontulduğu vakit çıkan talaşlar yazının kudsiyeti nedeniyle süfli yerlere atılmazdı. Hattâ bazı hattatlar ömürlerince açtıkları kalemlerin çöplerini toplayıp ölünce cenazelerinin yıkanması için ısıtılacak suyun bu ateşle ısıtılmasını vasiyet etmişlerdir."


Sanat Ansiklopedisi, Celal Esad Arseven, Cilt II, İstanbul 1947, s.910

27 Eylül 2010 Pazartesi

2 yazar 2 kalem 2 kağıt

Dün gazetelerde okumaktan keyif aldığım 2 yazı vardı. Birincisi kalemperver Doğan Hızlan'ın Hürriyet gazetesinde 30. sayfada bulunan köşesinde yayımlanan nota kağıtlarıyla ilgili olan "Şostakoviç İstanbul’dan ne aldı?" başlıklı klasik müzikle ilgilenenler için de çok ilginç ve benim için yeni bilgilerle dolu yazısı, bir de Zaman gazetesinin 25. sayfasında gördüğüm Nazan Bekiroğlu'nun yazısı. Bekiroğlu'nun yazısında yeni bir şey yok, fakat hat sanatı üzerine hoş üslubuyla sonuna kadar ilgiyle okunan güzel bir yazı.

1. Doğan Hızlan, Şostakoviç İstanbul’dan ne aldı?, Hürriyet.
2. Nazan Bekiroğlu, Hattatın kağıdı, Zaman.

26 Eylül 2010 Pazar

Karnı tok mürekkebi aramak



Mürekkep peşindeki maceram devam ediyor. Dün İstanbul'da İstiklal caddesi boyunca iyi mürekkep aradım. Sonuç: Gün bittiğinde elimde sadece 2 mürekkep şişesi vardı. Bu mürekkeplerin bilimsel olmayan kendi değerlendirmemi yapıp sonuçlarını yazacağım yakında, fakat anlatmak istediğim bu değil, söylemek istediğim şey en havalı kırtasiyecilerde bile mürekkep çeşitliliğinin son derece az olması.

İlk önce Panter kırtasiye'ye girdim, hem sevdiğimden hem de kağıdı ısırmayan ve yayılmayan cinsten siyah mürekkep aradığımdan hem de en kolay ve en çok bulunacak mürekkep türü olduğunu düşündüğümden siyah ve tok bir mürekkeplerinin olup olmadığını sordum, bitkisel bazlı italyan kökenli bir kaç şişe çıkardı ama hiçbiri siyah değildi, egzantrik renklerdi. Sonra bir Cross mürekkebi çıkardı, envai çeşit kalem vardı ama şöyle değişik bir mürekkep yoktu.

Arkasından Galatasaray Lisesi'nin yanındaki Mektup'a uğradım, Mektup'ta fiyatlar biraz pahalıcadır ama 2 şişe Windsor & Newton mürekkebi uygun fiyata aldım. Daha önce kullanmadığım bu mürekkepleri merak ediyorum, ama hem acelem yok, hem de boş kalemim. :) Mürekkebi boşa akıtmaktan da hiç hoşlanmıyorum. Bir hafta içinde elimde bulunan veya yeni aldığım mürekkeplerle ilgili yazılara başlamayı düşünüyorum.

(Fotoğraf: Italo Calvino, Varolmayan Şövalye, YKY)

24 Eylül 2010 Cuma

Kutsal mürekkep

Doğu imparatorlarının fermanlarını imzalamakta kullandıkları erguvan kırmızısı mürekkep.


Axis 2000, Ansiklopedik sözlük, cilt: 4, s. 2394.

Defter bir aynadır kişiye



Kalemin ellerin uzantısı olan zihnin zehirini, mürekkebini azar azar akıttığı bir defter ne olur sonunda? Artık dayanamaz ve kendini bırakır. Kalemin yazdığı satırlar, makasın kestiği gazete haberleri, dergilerden alıntılar birlikte aynı bahçenin toprağında yaşar.

Defter iyidir.

22 Eylül 2010 Çarşamba

Teknik çizim kalemiyle şiir yazmak






Fotoğraftaki kalem 2 mm incelikte bir uç taşıdığından dolayı her an kırılacakmış gibi bir izlenim verse de son derece sağlamdır aslında. Teknik kalemlerin en büyük düşmanı bu tür kalemleri kullanmayı bilmeyenlerdir. Yere düştüklerinde de uçları hasar görürse kullanılmayabilirler fakat bu her türlü kalem için geçerlidir.


Teknik kalemlerle yazı yazmaya çok alıştığımdan günlük kullanım için öncelikli kalemlerim arasında ilk sırada gelirdi, fakat artık Scrikss 17 ve diğer dolmakalemlerin ağırlık kazanmasından sonra hem çini mürekkebini çok sevdiğimden hem de teknik kalemlerin farklı duruşundan hoşlandığım için her zaman yanımda bir tane bulunduruyorum (0.4 veya 0.5 ikisi de güzel).


Rotring'ten ise yıllar önce vazgeçtim (kalitesinden dolayı değil) günlük kullanımda problem yarattığından dolayı Rotring'den uzaklaştım. Çini mürekkebi havayla temas ettiğinde çabuk kuruyan bir mürekkep, kapağı açık bırakılınca ucu da tıkanıyor haliyle. Daha kötüsü kapağı açık bırakmasanız da bir süre sonra kuruma oluyor. Rotring (belki yeni nesil rapidograflarda durum değişmiştir bilemiyorum) eskiden ucu çabuk tıkanan bir kalemdi (15-20 yıl öncesinden söz ediyorum, o zamanlar öyleydi) dolayısıyla sürekli ucunu sallamak gerekiyordu, bu da beni rahatsız ediyordu.


Oysa rapidonun mucidi Rotring'tir aslında (1953). Fakat ben kişisel olarak Faber Castell kullanmayı tercih ediyorum, bu tercih günlük kullanımla ilgili, mimar filan olmadığım için bana gerekli olan şey yazmaya hazır ve içinde iyi bir mürekkep barındıran bir kalem. 


Faber Castell mühendisleri ise ucun her daim ıslak kalmasını sağlayan bir yol bulmuşlar.





Kapağın ucundaki minik vidalı parçayı çıkarıp bir damla su döküyorsunuz, sonra bu kısım suyu emiyor ve yerine vidaladığınızda ucun hep ıslak olmasını sağlıyor. Böylece kalemi sallamaya gerek olmuyor. (Bu arada kapağın içinde ucun ıslak kalmasını sağlayan iki minik plastik top var, bir inceleyin derim, bu kalemi sökmesi çok eğlenceli.)
 

Rotring sevgim ise mürekkep halinde sürüyor, bütün Faber-Castell teknik kalemlerimde Rotring çini mürekkebi kullanıyorum, çok memnunum. 

Ayrıca teknik çizim kalemleriyle resimden anlamayanlara bile resim yaptırır bu kalemler, şiir de yazdırdığı görülmüştür.


20 Eylül 2010 Pazartesi

Vahşi ve insani kalem

Kalemin hem insani hem vahşi yönlerinin bulunduğunu İslâm Ansiklopedisi'indeki kalem maddesini okurken farkettim, yazım tarzını aynen korumaya gayret ederek maddenin bir kısmını buraya kopyalıyorum, sonra devamını da eklerim:

KALEM. KALAM (xάλαμος, kamış), arap harfleri ile yazı yazmağa yarayan âlet. Bir kamış boru olup, kamışın iki boğumu arasından alınmış, boğumdan en uzak olan hafifçe şişkin kısmından şiv şeklinde kesilmiştir; kaz tüyünden yapılmış kalemlerde ve daha sonra demir uçlarda olduğu gibi, ucu yarıktır. Pek çabuk yıpranmayacak şekilde çok sert ve sağlam olmalıdır; en iyi cinsi, bâbil bataklıklarında (Bata’ih) yetişen Vasit kalemidir. Orada, kenevir gibi, suya batırılır ve üstü güzel koyu esmer bir renk alıncaya kadar su içinde bırakılır. Yarığın düz olması için elyafın dümdüz olması lazımdır. Kalemin ucu yontulduktan sonra, düz ve müstakil, kemik veya fildişi bir parça (mikatta; türk. makta‛) üzerine konulur; bu sûretle uzuh kabzalı husûsî bir çakı (kalam-tiraş) ile keskin bir darbede eğrilemesine kesilir.

Kalemin sol ucuna insi (unsi „insânî“) sağına vahşi denir. Eğer birinci ikinciden bir az daha yumuşak ise , bu daha kıymetlidir. Nas’ı sulus ve rika’da, vahşi tarafının insi tarafından iki defa daha geniş olması, kaide olarak, kabul edilmiştir; Divani ve kırma denilen yazı nevîlerinde ise, aksi olmalıdır. Nasta‛lik yarığın iki tarafındaki iki ucu müsâvî yontulmuş kalem ile yazılır.

Kalemin öteye-beriye çarpılıp, bozulmaması için, onu kalemdanlara (miklama) koyarlar; bunlar iki türlüdür: 1. Yassı ve uzun bir boru şeklinde bakırdan bir kutu olup, uçlarından biri kapak ile kapalıdır ve üzerinde ekseriyâ arabesk bir tezyinâtı vardır; bir de hokkası (davat, halk dilinde davaya, türkçede divit) bulunur; osmanlı türkçesinde buna kubur (a. kabr „mezar“ ve aynı zamanda kının mükesser cemidir) derler; bu kelime daha Abı Yusuf’un Kitab al-harac (Kahire 1302, s.17,5)’nda „kın, yatak“ manâsında bulunmaktadır; 2. kartondan bir kutu olup , parlak ve cilalı boyalar ile yapılmış minyatürler ile tezyin edilmiştir; bunda da içinde hokka bulunan bir çekmece vardır; bu bilhassa acemlere mahsustur ve ona kalamdan („kalemlik“) adı verilir. (…)

Cl. Huart, İslâm Ansiklopedisi, 6. cilt, İstanbul. Milli Eğitim Basımevi, 1977, s. 127

18 Eylül 2010 Cumartesi

Kalemin ve mürekkebin kısacık tarihini ararken

Kitaplığımda yazı ve kalemlerle ilgili kitaplar ve dergiler var ama hiçbirinde aradığım bilgiler derli toplu bir halde yok, kiminde kısa bir özet, kiminde yazıya odaklanan bilgiler var, kiminde kalemi, defteri ve kağıdı geçip grafik sanatına eğilen bilgiler mevcut. Kimi zaten sadece bir cins kalemin tanıtımından ibaret.

Geçen gün yine kısmet deyip Pandora'ya uğradım, belki yeni bir şeyler çıkmıştır, bir efsane olan Bedia Demiriş'in "Eskiçağ'da yazı araç ve gereçleri" kitabıyla bir de çivi yazısıyla ilgili bir kitabı (kitaplığımda bulamadığım için) yeniden aldım, başka bir kitap bulamadım. Oradaki görevli belli ki bilgili bir insan, ona kalemin veya mürekkebin tarihini anlatan bir kitap var mı diye sorduğunda Akşam-lık dergisinde Selahattin Özpalabıyıklar'ın yazdıklarını hatırlattı. Bendeki akşam-lık'lardan eksiklerim vardı, o yüzden temiz iş olsun diye çok sevdiğim kadim arkadaşım Selahattin Özpalabıyıklar'a telefon edip, Akşam-lık'ta yayımlanan bu 52 parçayı blogta yazayım diye rica ettim, ancak dijital olarak mevcut değilmiş, en yakın zamanda Selahattin ile buluşup bu dosyayı bloga eklemek istiyorum.


Siyah beyaz fotoğraflar da bir çeşit yazı değil midir?

Scrikss 419

Scrikss 419


Scrikss 419 isimli dolmakalem, 1989'da üretilmeye başlanan, 2000'li yılların başında (büyük olasılıkla 2003) üretimine son verilen vidalı ve saklı piston dolum sistemine sahip bir model.


Scrikss 419, akrilik reçine gövdesi, şeffaf mürekkep seviye penceresi ve F ile M arası altın kaplama ucuyla ülkemizde üretilmiş belki en usta işi dolmakalem.


Ne yazık ki üretilmediğinden bulunması artık zor. İsteyenler olsa bile üretilmesi de çok zor. Çünkü 80' ve 90'lı yılların işçilik şartları ve dönemin kalite anlayışıyla üretilen bu modelin maliyetinin yüksek oluşu önemli bir bahane.


Ancak bence en önemli neden artık böyle bir isteğin olmaması.
Scrikss kalemlerini çok seviyorum ve her yerde savunuyorum ama bütün modellerine genel olarak baktığımda bir olmamışlık ve heyecan eksikliği de görüyorum.

Maalesef Scrikss firması yaratıcılıktan çok uzak bir anlayışa sahip. Lamy çok popüler olduğundan belki sağlıklı bir örnek değil ama ama Omas gibi herkesin bilmediği küçük bir atölye bile çok daha kült modeller (360 gibi) üretmiştir ve dünyanın her yerinde meraklısı vardır. 



13 Eylül 1989, Milliyet

Aynı standartlarda olmayabilirdi ama bence Alman standartlarının üstün yönlerine özenip Lamy Safari benzeri sert plastik bir gövde ile ve çeşitli renklerde Scrikss 419 üretimine devam edilebilirdi. 


Ne yazık ki Scrikss'in üzerine titrediği ve sahip çıkabileceği bir mirası yok. Daha doğrusu hem var hem yok. Sanki Scrikss önce üretiyor sonra unutuyor. Bu nedenle istikrarlı bir üretim süreci ve sürekli geliştirilen bir modeli yok.


Oysa küçük dokunuşlarla (kaliteli ve pratik bir uç, biraz daha fazla mürekkep alabilecek bir gövde ve sağlam bir piston, belki farklı bir klips ile) Scrikss 419 dünyaca tanınan kült bir kalem olabilirdi.


Scrikss 419 her şeye rağmen ş
imdi sadece meraklılar için kült bir model sadece.

Lamy ve Yazı Tutkusu



Teknik kalemlerle yazmaya lise yıllarında başladım -ama teknik lisede okumuyordum- Teşvikiye'de küçük bir kırtasiye dükkanında gördüğüm Aristo ile başladı bu sevgi, yıl 1988 veya 89 olmalı (zaten benim bütün hikayelerim o tarihlerde başlar) neyse o kırtasiye kapanınca da bir daha o güzel kalemi bulamadım buralarda (kırtasiye'nin sahibi olan şirketi Hüsrev Gerede caddesinde bulmuştum sonra, ama artık ithal etmediklerini söylemişlerdi) fakat başka kalemler, başka mürekkepler, başka defterler keşfettim Aristo sayesinde.

Dolmakalem kullandım, envai çeşit kurşunkalem de. Fakat günlüklerime, not defterlerime önce Aristo, sonra Rotring (Akademi Kırtasiye'den alırdım) daha sonra ise Faber-Castell (Cağaloğlu yokuşundan) ile mürekkep döktüm, dökmeye devam ediyorum. Ancak istediğim gibi bir dolmakalem bulamadım yıllarca, üstüne de düşmedim, gerçi arada sırada Doğan Hızlan'ın dolmakalemlerini görünce hafiften delirip çeşitli dolmakalemler aldım ancak yazarken zorluk çıkartmaları nedeniyle uzun boylu kullanamadım ve dolamakalemden ziyade hep teknik kalemlerle notlar aldım. Artı görmek istemediğim, bir hevese kapılıp yollara düşünce yayımlanmış ilk ve son kitabım işte bu teknik kalemlerin ve çini mürekkebinin mahsülüdür.

Sonra günün birinde Lamy Safari dolmakalemiyle burun buruna geldim. Bir dolmakaleme göre fiyatının ucuzluğunu bir yana bırakalım, en büyük şikayetlerimden biri olan ergonomi sorununu çözmesiyle olsun, yazmanın derin hazzını doyasıya tattırmasıya gönlüme göre bir kalem bulmanın sevincini yaşatmasıyla olsun çok güzel bir dolmakalemdir Lamy safari. Ben bu Safari modellerinden aldığım yazma zevkini çok daha pahalı kalemlerde yaşamadım. Gömleğimin cebinde artık rengarenk Lamy'lerle geziyorum.

Lamy Safari ve Al-Star aşkına düşünce, bütün renkleri tamamlamak istiyor insan. Sarı renkli Safari'leri (sarı renk hafızanın, bilgeliğin simgesidir) mor ve yeşil Al-starları da seviyorum.

Gerd A. Müller tasarımı meşhur Lamy 2000 de yakın hedeflerim arasında.

(Kendime dolmakalemler hediye etmek istiyorum mütemadiyen.)

Tekvin

Scrikss 17



"Kırmızı mürekkep için Grekçede "melanion kokkinon', Latincede 'minium' ya da 'rubrica' kelimeleri vardır. Erguvan renkli mürekkep ('cinnabaris' (Plinius, nat.hist. 33, 115-117) 'sacrum incaustum') Byzantium'da imparatorların özel kullanımları için vardı."
Bedia Demiriş, Eskiçağ'da Yazı araç ve Gereçleri, İstanbul 2002, s.22 (3. baskı)


Yazıyla başladı insan, yazıyla kendini anlattı, tarihini ve efsanesini bildi, kendini kandırdı, kendini sevdi.

Sevgili kalem, sevgili defter ve sevgili harfler.

Yazı sanatının bütün arkadaşları, yazmanın güzelliğini ve yazının kalitesini artıran bütün araçları, gereçleri, kalp ve akıl nesneleri, onların güzel imgeleri.

Hepsiyle yazmak, fotoğrafını çekmek ve yeniden yazmak istiyorum.

Kalemseven, defterseven ve hurufatsevenlere küçük bir merhaba olsun.