8 Ocak 2012 Pazar

Yazmayınca unutuluyor

Bembeyaz kağıdın üzerinde mürekkebin gölgeli ve gizemli güzelliği ortaya dökülür. (Defter: Aniki Paw LE, dolmkalemler: Lamy Safari 1.1 uç, Lamy AL-star 1.1 uç, mürekkepler: Waterman Havana ve Aniki Yuki's Garden LE.)

Yazmak için gerekli olan şeyleri aldınız. Güzel bir dolmakalem mesela. Sonra kağıdına bakmaya doyamadığınız bir defter edindiniz. Her şey harika. Ama yazmaya kıyamıyorsunuz!

Belki aklınızdan geçenlerin, belki de yaşadığınız hayatın ayrıntılarını yazmaya değer bulmuyorsunuz. Ama şunu unutmayın defterler süs değildir. Defterler yazılmak içindir. Kalemler de öyledir. Yazmayan bir dolmakalem suskundur, hamdır, daha olmamıştır. Yazdıkça kendini bulur kağıt, yazdıkça kendi mürekkebinizi bulursunuz. Kimsenin rengi bir değil. Hepimiz aynı dünyadayız belki, fakat her insan bir diğerinden farklı. 

Öyleyse defterlere gidelim, büyük şeyleri, 'yazmaya değer şeyleri' bir kenara bırakalım. Defterimize gündelik saçma sapan ayrıntıları yazalım. Marketten alacağımız domatesi, ekmeği yazalım. O gün gazetede okuduğumuz bir yazıda hoşumuza giden bir cümleyi yazalım. Karalama yapalım. Arkadaşlarımızın adını yazalım. Gezmek istediğimiz ülkeleri yazalım. Gittiğimiz müzenin biletini yapıştıralım defterimize mesela, içmeyi sevdiğimiz çayları, kahveleri yazalım. Hoşumuza giden filmlerin isimlerini, sözlük karıştırırken bulduğumuz bir kelimeyi yazalım. Bizden önce bu dünyayı şenlendirmiş sanatçılara küçük de olsa bir selam göndermiş olalım. Okuduğumuz kitabın adını, yazarını veya Can Yücel'den birer şiir yazalım, Sakız Ağacı şiiri güzeldir, bütün defterlere yakışır:

O bir sakız ağacıydı, alelade;
Bir gün o yeşil sahile çıktı geldi,
O zaman bu zamandır memnun yerinden;
Seyreder bulutları, göğü, denizi.

Titreşirdi rüzgârla güneşli yaprakları;
Ömür sürdü öyle hoşnut dünyasından,
Aydınlıktan uyku tutmazdı bazı geceler,
Motor sesleri duyulurdu uzaklardan.

Tanrı adını işitmedi ömründe;
İnanmadan da madem yaşanıyor diye,
Rüzgârlı bir kıyıda, sevinç içinde,
Yaşamak dururken düşünmek niye?

Anmadı geçenleri bir defa bile;
Ne uğraşır mesut olan gelecekle?
Bir avare misali, günü gününe,
O bir sakız ağacıydı, yaşadı sade.

Defteri her açtığımızda bize yeni şeyler söyleyen böyle güzel şiirlerin yanına, kendi şiirlerimizi de tıkıştıralım, resim de yapalım. Olmaz, ben çizemem, ben yazamam demeyelim. Yazalım da çizelim de. 

Hem bir de bakmışsınız bir toplumsal tarih belgesi hazırlamışsınız yahut kendi kişisel tarih kitabınızı usul usul yazmışsınız.  

Defter bizim değil mi, kime ne?

12 yorum:

  1. her bir harfine katiliyorum ve hemen bu yaziyi paylasiyorum

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim. Çok güzel defterleri olan ama onlara yaz(a)mayan arkadaşlarım ve arkadaşlarıma benzeyenler için yazdım. Şimdilik birisinden yazacağına dair söz aldım, darısı diğerlerinin başına...

    YanıtlaSil
  3. Mehmet bey dedikleriniz çok doğru. Defteri kalemi alıyoruz ama yazmıyoruz. Neden yok yazım kötü, yok bunda yazacak ne var gibi bahaneler uyduruyoruz. Ama eski yazdıklarımıza bakınca yazımız ne kadar kötü olsa da veya yazdıklarımız ne kadar saçma sapan olsa da bak o zaman bu olaylar yaşanmış, o zaman böyle düşünmüşüm, veya o zaman bu kitabı okuyormuşum ve gerçekten bu sözler güzelmiş diyoruz. Yine de yazma konusuna gelince defteri ziyan etmekten korkuyoruz. Ama belkide yazmadığımız defterlerimiz ziyan oluyor değil mi?

    YanıtlaSil
  4. @Hamuş,

    Çok beğendiğim ve yazılanların adeta bir özeti olan cümlelerinizin altını çizdim ve son cümleyi defterime ayrıca not aldım:

    "Yine de yazma konusuna gelince defteri ziyan etmekten korkuyoruz. Ama belki de yazmadığımız defterlerimiz ziyan oluyor değil mi?"

    Çok haklısınız.

    YanıtlaSil
  5. 5 sene kadar önce çok beğenerek aldığım bir defterim oldu. O zamanlar okul durumlarım yine muallaktaydı ve defteri alırken "Okula başladığımda kullanacağım." demiştim.
    Geçen sürede onu nasıl muhafaza ettiğimi tahmin edebilirsiniz.
    Bu sene yazmaya başladım kendisine. Hatta öyle derli toplu, tertemiz, düzenli bir şekilde de yazmıyorum. Yeri geliyor hızlı hızlı not tutuyorum, yeri geliyor karalamalar yapıyorum...
    Okula başlamış değilim, sadece geri dönmek için ders çalışıyorum.
    Anladım ki; ben o deftere yazmadığım sürece onunla ilgili kurduğum bağı o kadar öteliyorum.
    Hiç bir şeyi sonraya bırakmamak lazım.
    ***
    Yazınız çok güzeldi, sizin için de sakıncası yoksa eğer "güzel yazılar" defterime aktarmak istiyorum.
    Görsel ve yazı stiliniz ise "keşke ben de bu kadar güzel bir el yazısıyla doldurabilsem defterlerimi..." dedirtti.

    YanıtlaSil
  6. @Nana,

    Çok doğru bir değerlendirme, yürekten katılıyorum, yeniden yazmak istiyorum:

    "Anladım ki; ben o deftere yazmadığım sürece onunla ilgili kurduğum bağı o kadar öteliyorum."

    YanıtlaSil
  7. Etrafımdaki bir çok insan el yazılarının kötü olduğundan yakınıyor. Bence yazı insanla birlikte büyüyüp gelişen bir şey, eğer siz büyürken, yazı da kendine yer bulamıyorsa, güdük kalıyor. Bu sefer 40 yaşındaki insanlar 15 yaşındaki ergen yazısına sahip oluyorlar ve yazmak istemiyorlar. Oysa yazdıkça, güzelleşiyor, açılıyor, oturuyor.

    Bu yüzden, yazmak lazım hakikaten.

    YanıtlaSil
  8. @Nana,

    Ayrıca güzel sözlerinize teşekkür ederim. Yazım çok güzel değil, biraz da kullandığım kalemin marifeti, 1.1 uçla yazınca ister istemez şekilli bir yazı oluyor, ince uçlarda güzel yazmak çok zor :)

    'Güzel yazılar' defterinde olmak da çok sevindirir.

    YanıtlaSil
  9. @kahvegibi,

    Bugün öyle güzel değerlendirmeler, öyle incelikli yorumlar geliyor ki, çocuklar gibi seviniyorum. Kaliteli, kendini çok iyi yetiştirmiş insanların bu blogu okumaları beni fazlasıyla gururlandırıyor. Teşekkür ederim.

    Altını çizdiğim bir cümle daha okudum:

    "Bence yazı insanla birlikte büyüyüp gelişen bir şey, eğer siz büyürken, yazı da kendine yer bulamıyorsa, güdük kalıyor."

    Yazı canlı bir varlık gibi değil mi? Bizim yazımız, bizimle birlikte yaşayan bir canlı. Yazımızı geliştirmek de bize bağlı.

    Yazdıklarınızı okuyunca, özellikle yukarıda alıntı yaptığım cümleyi okuyunca nasıl yazdığımı düşündüm.

    Lise yıllarından beri beyaz kağıda düşkünüm. İlk başta korkutucu gibi görünse de, büyük bir özgürlük sağlıyor. Sayfada engelleyen bir şey olmayınca sağa sola yalpalaya yalpalaya, harfleri yukarıya çıkarak veya aşağıya indirerek yazmak görsel bir eğitime dönüştü benim için. Beyaz kağıt üzerinde sınırların kağıdın bitiminde olması nedeniyle bir süre sonra beni/yazımı/elimi terbiye etti ve yazmayı öğrendim. Pek çok uç denedim, nihayet dolmakalemde 1.1 ucun benim için en iyisi olduğuna karar verdim, yazım da güzelleşir gibi oldu.

    Yazmak bir görev değil sevgi ve kültür işi. Onun için bir yerden başlamak gerekli.

    Yazmayınca unuttuğumuz şeyler hep bize ait.

    YanıtlaSil
  10. Bana cevap hakkı doğdu sanıyorum.

    Öncelikle güzel sözleriniz için teşekkür ederim.

    Ben liseyi parasız yatılı okudum. "Devlet baba" her sene başında bize bir top saman kağıtla, ufak tefek kırtasiye malzemeleri verirdi. Fen lisesi öğrencisi test çözerken kağıt kalem kullanmaz pek, kafadan hesap yapar da, ben ve en yakın arkadaşım o kağıtları hep birbirimize mektup yazmak için kullandık. Sonra Ankara Hukuk Fakültesi fotokopicilerinin saman kağıt defterlerine geçtim ben. Oradan normal defterlere, sonra Moleskine'lere ve en sonunda da defterin nihai noktası olan PawExtreem'e geçtim Ali İkizkaya sayesinde.

    Bu arada, sizin bir "entry"niz sayesinde de Lamy 1.1 kesik uca başladım. Tekrar teşekkür edeyim...

    YanıtlaSil
  11. @kahvegibi,

    Keşke daha çok cevap hakkı doğsa da yazsanız.

    Aniki Paw'ların defterin nihai noktası olduğu fikrine katılıyorum. Artık benim gözüm başka defter görmez oldu. Dolmakalemlerimin çoğunu çantamda taşımaya başladım. Aniki Paw defterin kağıdı mürekkeplerin renklerini öyle güzel gösteriyor ki yazmaya doyum olmuyor.

    Aniki bir de dolmakalem üretse tamam olacak!

    YanıtlaSil
  12. Benim yaralarımdan birini ne güzel irdelemişsiniz. Boynu bükük ve hayat bulamamış defterleri anlatarak.
    Bence bir defter ana rahmine, ilk sayfasına ilk harf yazıldığında düşer.. Ve son sayfasında başlayan sancılarla son satırının son harfiyle doğar..
    Bir defter hiç bir zaman ölmez, hep yaşar hep anlatır bizi ve bizden parçaları aynı bir aynanın aksettirdikleri gibi..
    Onda yalın, onda çıplak, onda muhtaç, onda sevgiliyizdir hiç bir yerde olmadığımız kadar...

    YanıtlaSil