4 Eylül 2012 Salı

Okuma Notları 4


Orhan Pamuk'un penceresinden İstanbul. Çizen: Matteo Pericoli.

1. YAZARLAR NASIL YAZIYOR?

Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk, romanlarını elle yazıyor. Dolmakalem kullanıyor. Kareli defteri tercih ediyor. Orhan Pamuk, ayrıca biten dolmakalem kartuşlarını atmayıp biriktiriyor. Elle yazdığı romanını dizgiye yolluyor; dizildikten sonra üzerinde bilgisayarla çalışma yapıyor.

Orhan Pamuk'un Nobel konuşmasından bir bölüm (7.12.2006):

"Benim için yazar olmak, insanın içinde gizli ikinci kişiyi, o kişiyi yapan âlemi sabırla yıllarca uğraşarak keşfetmesidir: Yazı deyince önce romanlar, şiirler, edebiyat geleneği değil, bir odaya kapanıp, masaya oturup, tek başına kendi içine dönen ve bu sayede kelimelerle bir yeni âlem kuran insan gelir gözümün önüne. Bu adam, ya da bu kadın, daktilo kullanabilir, bilgisayarın kolaylıklarından yararlanabilir, ya da benim gibi otuz yıl boyunca dolmakalemle kâğıt üzerine, elle yazabilir. Yazdıkça kahve, çay, sigara içebilir. Bazen masasından kalkıp pencereden dışarıya, sokakta oynayan çocuklara, talihliyse ağaçlara ve bir manzaraya, ya da karanlık bir duvara bakabilir. Şiir, oyun ya da benim gibi roman yazabilir. Bütün bu farklılıklar asıl faaliyetten, masaya oturup sabırla kendi içine dönmekten sonra gelir. Yazı yazmak, bu içe dönük bakışı kelimelere geçirmek, insanın kendisinin içinden geçerek yeni bir âlemi sabırla, inatla ve mutlulukla araştırmasıdır. Ben boş sayfaya yavaş yavaş yeni kelimeler ekleyerek masamda oturdukça günler, aylar, yıllar geçtikçe, kendime yeni bir âlem kurduğumu, kendi içimdeki bir başka insanı, tıpkı bir köprüyü ya da bir kubbeyi taş taş kuran biri gibi ortaya çıkardığımı hissederdim. Biz yazarların taşları kelimelerdir." (...)


Hilmi Yavuz: Yazılarını bilgisayarda yazan Hilmi Yavuz, defterlerini hâlâ Pelikan dolmakalemiyle dolduruyor. 

Ümit Meriç: Sosyolog yazar. Yazılarını elle kaleme alıyor. Teknolojiye mesafeli. Ümit Meriç'in bu konudaki görüşleri şöyle:

"Kalemin kutsiyetine inanır hale geldim. Kalem kutsaldır. Çünkü üzerine yemin edilmiştir. Bilgisayar bir yerde hain bir araç. Bir virüs çıkıyor ve her şeyi, bütün bilgiyi, emeği sıfırlayabiliyor. Oysa elle yazılan bir kelime yüzlerce sene silinmeden saklanabilir."

ALIŞKANLIKLAR VE TAKINTILAR


Voltaire'in yazdığı bir mektup.
Voltaire yatakta, kâğıdı sevgilisinin sırtına dayayıp yazarmış.

Churchill ayakta ve dolanırken.

Benjamin Franklin ise küvette yazmaktan çok hoşlanırmış.

Leviathan'ınn yazarı felsefeci Thomas Hobbes da ilham geldiğinde yatak çarşaflarına bile yazar, yer kalmayınca da bacaklarına geçermiş. 

Victor Hugo, tıkandığında, bir türlü yazamadığında uşağını çağırır, tüm giysilerini alıp gitmesini ve ertesi güne kadar gelmemesini söylermiş; böylece evde çıplak çıplak oturup yazmaktan başka yapabileceği hiçbir şey olmazmış. Ayrıca Victor Hugo çatısındaki cam kafeste yazmaktan hoşlanıyormuş. Orada kürsünün önünde durur ve çıplak olarak yazarmış. Bazen değişiklik olsun diye kafasından aşağı soğuk su döker ve vücudunu at kılından yapılma eldivenlerle ovalarmış.

William Shakespeare ise noktalama işaretlerini koymaya dahi fırsat bulamayacak kadar hızlı yazıyormuş! (Elbette tüy kalemiyle.)

Barth ve Colette ancak dolmakalemle (Colette için Parker) Jack Kerouac ise ancak daktiloyla yazabiliyorlarmış.

Ernest Hemingway de çıplak ve ayakta yazarmış ve daktilosunun da bel hizasına geliyor olmasını şart koşarmış. (Bu arada Ernest Hemingway'in kuzeni Edward Hemingway'in 1930'larda, Meterell Towers adlı dokuz yatak odalı bir şatoda İngiltere'nin en eski çıplaklar kampını kurmuş olduğunu belirtmek gerekebilir.)

D.H. Lawrence'ın yöntemi biraz daha tuhafmış: yazmaya oturmadan önce soyunur, evinin önündeki dut ağacına çıplak olarak tırmanır, sonra inip yazmaya başlarmış!

Fransız şair ve Cyrano de Bergerac'ın yazarı Edmond Rostand, yazarken dostları tarafından rahatsız edilmekten o kadar bıkmış ki, çareyi küvette yazmakta bulmuş. Soyunup küvete giren ve öyle yazanlar arasında Agatha Christie ve Benjamin Franklin de var. Benjamin Franklin ayrıca 'hava banyosu' almaktan da hoşlanırmış: yazarken soğuk bir odada çıplak oturmak ona iyi gelirmiş.

(Kaynak: Radikal Kitap, Z. Heyzen ateş, 18.06.2010/ Zaman, 11.07.2009 / Radikal Kitap, Cem Akaş, 09.02.2007)

2. Montblanc'ın Kısa Tarihçesi

Dolmakalemlerin halka yaygınlaştırılmasını amaçlayan Hamburglu Alman kırtasiyeci Claus Johannes Voss, 1906 yılında yanına Christian Lausen isimli bir bankacı ve bir mühendis olan Wilhelm Dziambor’u alarak mürekkep hazneli dolmakalem imalatına başladı.

montblanc
Montblanc (Photo credit: djeucalyptus)
Şirketin kuruluş yıllarındaki adı ‘Simplo Dolmakalem’di. 1910’da kapaktaki kırmızı renk, 6 yuvarlak köşeli beyaz bir yıldızla değiştirildi. O günlerde yapılan bir toplantıda kapağın tepesindeki yıldız, bir dağın zirvesindeki buzula benzetilince, kalemlere Avrupa’nın en yüksek dağı Montblanc’ın ismi verildi.

Şirketin efsane haline gelen “Meisterstück” (usta işi) markalı dolmakalemlerinin üretimi 1924’te başladı. 1986’da “Montblanc The Art of Writing” sloganı ilk kez kullanıldı.

Montblanc kalemlerinin koleksiyonerler için önemli tutku olduğunu kaydeden Montblanc Başkan Yardımcısı Sönke Tornieporth, “On beş yıl önce alınan bir dolmakalem şu anda çok iyi değer kazanmış durumda. Dövize ve borsaya yatırıma göre daha güvenli ve daha fazla getirisi var” diyor.

Sönke Tornieporth, 105 yaşında olan firmanın sadece kalem değil, mücevher, saat, çanta ve aksesuvar satışı da yaptığını hatırlatarak, şunları ekliyor: 
“Montblanc’ın bilgisayara yenik düştüğünü söyleyenler var ama bu böyle olmadı. Bizim kalemlerimizi alanlar için yazı bir fonksiyon değil, onlar için tutku.”

(Kaynak: Hürriyet, 06.12.2009)

3. RICHARD BURTON - ELIZABETH TAYLOR


Elizabeth Taylor ile Richard Burton’ın skandallarla başlayıp acı dolu biten, dillere destan bir aşkları vardı. İlişkileri 1963 yılında başrol oynadıkları “Kleopatra” filminde başladı. O sırada her ikisi de evliydi. Çift 15 Mart 1964’te evlendi. Kavga gürültü, alkol, mücevher, mal mülk, özel uçaklar bu ilişkiye damgasını vurdu. Özellikle Richard Burton’un Elizabeth Taylor’a 40’ıncı yaş gününde hediye ettiği 69,42 karatlık 1,1 milyon dolar değerindeki elmas kolye ile evlilik hediyesi olan Meksika Puerto Vallarte’deki Casa Kimberley isimli villa akıllardan çıkmadı. 1974’te boşanan çift, 1975’te tekrar evlenip bir yıl sonra yine ayrıldı. Richard Burton 1984’te, menekşe gözlü unutulmaz güzel Elizabeth Taylor ise 23 Mart 2011'de hayatını kaybetti.



15 Mart 1964, evlendikleri gün.

Richard Burton 27 Aralık 1973’te yazdığı mektupta, Elizabeth Taylor’ın kendisine Noel’de hediye ettiği dolmakalem için teşekkür ediyor:
“Sıradan bir kadın olmadığın çok belli. Tıpkı bu kalem gibi sen de farklısın. Tıpkı bu özel kalem gibi sen de ağır ancak aynı zamanda da ‘hafifsin’. O yüzdeki ifade nasıl da arzu dolu bir ifade alıyor? Nefesler nasıl tutuluyor? Her erkeğin kadınında görmek istediği o hayvani, vahşi taraf nasıl da ortaya çıkıyor? Tıpkı dolmakalemin bedeninin en derinlerinden bir anda fışkıran mürekkep gibi... Öğleden sonra benimle sevişmek ister misin?... R.B.”

10 yorum:

  1. Sevgili Bizansbey,

    bu ilginç ve ilginç olduğu kadar da değerli notları bizlerle paylaştığınız için çok teşekkür ederim.

    kendi adıma, bu notları okurken artan şaşkınlığımın yanında; yazma hallerimin benzerlerini görüp keyiflendiğim de olmuyor değil...

    üniversitedeki hocalarım; Shakespeare misali,noktaları olmayan harflerime ve noktalama işaretleri olmayan paragraflarıma tolerans gösterebilmişlerdi :)

    ahh bir de d.h. lawrence ın hali bana, bizdeki dut ağacından düşen iflah olmaz sözünü hatırlattı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 'noktaları olmayan harfler' güzelmiş...

      harika yorumunuz için ben teşekkür ederim.

      okuduğumdan beri gülümsüyorum.

      Sil
  2. Bizans beyciğim, ellerinize sağlık. Yazı böyle bir şey işte, insan yıllar önce yazan insanlarda kendisinden bir parça bulabiliyor. Bu yüzden daha sıcak ve daha insani...

    YanıtlaSil
  3. gerçekten iyi geliyor bana bu okuma notları. elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  4. Ümit Meriç e bütünüyle katılıyorum. Yazı ilahidir. Ve tasavvufda yaratılış episodunda kaleme ciddi bir önem yüklenir.
    Tabii burada kalem ve yazı üzerinden insan eline ve becerilerine yüklenmiş ciddi bir anlam ve mutlak bir önem var.
    Richard Burton'un dolmakalemi insan bedenine benzeten satırları ise ilginç bir metafor. Bir de aslından okusak mı diye orjinal metni arayıp duruyorum.

    Tekrar tekrar teşekkürler, bize kattıklarınız için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazının kadim kültürlerde saygın bir yeri var. Ama artık günümüzde gözden düştü ve çirkinleşti.

      Sil
  5. hep merak ettiğim bir konudur yazarların nasıl ve ne tip mekanlarda yazdıkları. yazınızı severek okudum lawrence'ın yazma hikayesini ben de duymuştum ama dut ağacından haberim yoktu:)
    teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha önce yazdıklarım uçmuş. Yeniden yazayım: Ben teşekkür ederim.

      Sil