19 Eylül 2012 Çarşamba

Okuma Notları 5


1. BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun şairliği ile ressamlığı sürekli karşılaştırılırmış bir zamanlar. İlginç olan bu konudaki tartışmaya kendisinin de dahil olmasıdır. Bedri Rahmi Eyüboğlu bir yazısında kendi durumunu şöyle yorumluyor: 

Bedri Rahmi Eyuboğlu (1911, Görele - 21 Eylül 1975, İstanbul)
“Bir elinde dolmakalem, öteki elinde fırça ile dolaştığı için elleri daima boya içerisindedir. Resimden yorulunca yazı yazmaya başlar. Kendini ressamlara sorarsanız: ‘Ressamlığı şöyle böyle, ama iyi şiir yazar’, derler. Muharrirlere sorarsanız: ‘Muharrirliği şöyle böyle, fakat iyi resim yapar’, derler. El Greco’ya, Rus romanlarına, pastırmaya ve halk türkülerine bayılır. Gündüzleri resim yaptığı, geceleri yazı yazdığı söylenir. Bunlardan hangisini daha çok sevdiğini kestirmek güçtür.”
(Radikal Kitap, 17.04.2009, s.30)

2. HASAN ALİ TOPTAŞ 
Hasan Ali Toptaş (d.1958)
Yazı yazma konusunda çeşitli hassasiyetlere sahip, hastası olduğumuz usta yazar Hasan Ali Toptaş, kitaplarını dolmakalemle, yere yüzükoyun yatarak yazıyormuş (sadece bu yazma tarzı dahi onu sevme nedenidir).

Kendi yorumuna göre diğer yazı yazma takıntıları ise şöyle:
"Mükemmeliyetçilik bir hastalık. Müsveddelerimi el yazısıyla, siyah mürekkepli dolmakalemle, beyaz kağıda yazıyorum. Sayfanın sonunda bir sözcük karalamışsam o sayfayı yeniden yazıyorum."  
(Ekşi Sözlük + Hürriyet Cumartesi, 19.02.2000)

3. YEKTA KOPAN

"Hiçbir gösterişi olmayan, ucuz tükenmez kalemi elimde çevirip duruyorum. Aslında yazacağım kalemin bir albenisinin olmasını isterim. Yanımdan genelde ayırmadığım dolmakalemime bağlılığım bu yüzdendir. Tasarımdaki incelik, ele oturuşuyla verdiği özgüven, haznesinden yavaşça akan mürekkebin kağıda büyüleyici bir şekilde yayılması... Ama şu anda elimde az önce havaalanının girişindeki ıvır zıvır satan dükkândan aldığım sıradan bir tükenmez kalem mi?" 
Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri, Yekta Kopan

4. GEORGES SIMENON


Georges Simenon (d. 13 Şubat 1903 - ö. 4 Eylül 1989)

Kendi özgü polisiye romanların ünlü yazarı Georges Simenon, çoğunlukla önce dolmakalem, ardından daktilo kullanmasına rağmen masasının üzerinde bulundurduğu bir kalemlikte çok sayıda sivri yontulmuş kurşun kalemler sıralanmadıkça tek satır yazamazmış.

5. JEAN-LUC GODARD
Jean-Luc Godard (d.1930)
'Serseri Aşıklar' ve 'Çılgın Pierrot' gibi unutulmaz filmlerle sinema tarihine geçen Jean-Luc Godard, yazılarını halen daktiloda yazan bir yönetmen. Daktilo ve yan malzeme üretiminin kalkmasından önce stok yapmaya karar vermiş. 2001 yılında korkuya kapılıp 12 daktilo ve hatırı sayılır miktarda şerit satın almış. 

6. JOSEPH CONRAD

Joseph Conrad'ın (1857-1924) bir mektubu. Hızını alamayıp kelimeler arasında köprü kurmuş.

Joseph Conrad’ın deniz hakkındaki kitapları o kadar çok ve unutulmazdır ki, onu her zaman bir yelkenlide düşünür, yaşamının son otuz yılını karada, son derece yerleşik ve durağan geçirdiğini aklımıza bile getirmeyiz. Gerçekte iyi bir denizci olmasına karşın yolculuk etmekten nefret eder, hiçbir şey onu çalışma odasına kapanıp da anlatılamaz zorluklarla yazmak ya da en yakın dostlarıyla sohbet etmek kadar rahatlatamazdı. Söylenenlere göre her zaman bu iş için tasarlanmış odalarda çalışmazmış. Yaşamının sonuna doğru, Kent’teki evinin bahçesinin en ücra köşelerine saklanarak kağıt parçalarına bir şeyler karalarmış, hatta bir keresinde ailesine hiçbir açıklamada bulunmadan tam bir hafta kendini banyoya kilitler ve bu mekânın son derece kısıtlı kullanım olanaklarının tadını çıkartır. (İhsan Yılmaz, Hürriyet Keyif, 13.07.2008)

7. CHARLES DICKENS

Charles Dickens (7 Şubat 1812 – 9 Haziran 1870)
Charles Dickens, yazma konusunda hastalık derecesinde takıntılı biriymiş. Masa ve sandalyelerin istediği şekilde düzenlenmediği bir odada yazı yazamıyormuş. Mavi renkli kağıtlara yine mavi tonlardaki mürekkep ile yazmayı severmiş -elbette kaz tüyü kalemi ile. Ayrıca yazarın daha önce görmüş olduğu herhangi bir odadaki herhangi bir mobilyanın veya yürüdüğü bir yoldaki dükkanların tam yerini ve adını aradan yıllar geçse de hatırlayabilecek kadar güçlü bir hafızası varmış. Son bir bilgi: Charles Dickens uğur getirmesi için her şeye üç defa dokunurmuş. 

8. Honoré de Balzac

Balzac'ın çalışma masası.
Honoré de Balzac, iflah olmaz bir Türk kahvesi müptelasıymış. Hayatı boyunca 91 tane roman yazan ünlü yazarın toplamda 50 bin fincan Türk kahvesi içmiş olduğu tahmin ediliyor. Balzac'ın bir başka alışkanlığı ise, her gün mutlaka belirli miktarda yazı yazmayı kendine şart koşması. Bir tempo belirleyip bu belirlediği sayfa sayısına ulaşmadan masasından kalkmıyormuş. Hatta amaçladığı sayfa sayısına ulaşamadığında, o sayıya ulaşabilmek için, kalan sayfaları kopya ederek dolduruyormuş!

Diğer kaynaklar ve okuma önerileri:  

http://bookaroundthecorner.wordpress.com/
http://www.edebiyathaber.net/yazarlarin-takintilari/
http://writersatwork.pfauth.com/

10 yorum:

  1. Yine son derece güzel ve aydınlatıcı bir yazı olmuş. Yine neler öğrendik neler, maydonozlu köfteler.
    Ben, başkalarını niteleyemem ama kendimi bunca yazım malzemesine rağmen ne üretiyoruz, insanlık için ne yazıyor çiziyoruz sorusunu sormadan edemiyorum.
    Benimkisi bir şımarıklık, bir edepsizlik, hayasızlık.
    Keşke tek bir kalemim olsa ve insanlık için o kalemle çok önemli bir buluşa imza atabilmiş olsam.
    Bu insanların yanında nasıl ufak nasıl çaresiz ve acizim onu görüyorum bunları okudukça.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence üreten insan kutsaldır. Hiç kendinizi hakir görmeyin, insanlık için olmasa da benim gibi birkaç tane fakiri aydınlattınız, aydınlatmaya devam ediyorsunuz, ne mutlu size!

      Ne ürettiğinize gelince: Yaptığınız defterler ve mürekkepler yeter sadece. Hele evinizde binbir meşakkat ile yaptığınız o mürekkepler! Ki her biri başlı başına bir buluş bence.

      Çok yaşayın.

      Sil
  2. Bizans Beyciğim,

    İlk fotoğrafı blog roll'den görünce, geçen haftalarda Dilek pastanesine teşrif eden, muhteşem insan B.D. zannettim meğersem Eyüboğluymuş :)

    YanıtlaSil
  3. Okuma Notları'nı okumak, bizim için artık bir iptiladır, müptelalara selam olsun. Takıntılarımıza sıkı sarılalım, onlar bizi sıcak tutar. :)

    Hasan Ali Toptaş'ın el yazısı o kadar güzel ki, ara sıra benim için imzaladığı Bin Hüzünlü Haz'za, yazdıklarına bakıyorum. Bazen ne yazdığına hiç bakmıyorum, sadece harflerini seyrediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hasan Ali Toptaş bir tanedir. Sevenlere selam olsun diyelim.

      Ben bir kitap imzalatamadım kendisine daha. :(

      Sil
  4. Kurşunkalemle yazmak, her ne kadar yazı, silinmeye yüz tutsa da- bana yazı yazmakla kurulabilecek en güzel ilişkiymiş gibi geliyor nedense. O yüzden Simenon'a yakın hissettim kendimi:)
    Bu arada, Victor Hugo'nun da, yazının başından ayrılma bahanesi olmasın diye, kıyafetlerini bir dolaba kilitlettirip çıplak yazdığı rivayet ediliyor.

    Severek okudum yazınızı, teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, kurşunkalemin sıcaklığı tartışılmaz. Doğan Hızlan'ın dediği gibi "Kimse kurşunkalemi tahtından indiremez!"

      Sil
  5. Yazarların, şairlerin, düşünürlerin hepsi de ne kadar tok gözlülermiş. Küçük bir masa, 1 tane kalem veya daktilo. Çok kızıyorum. Bu kadar kalemimiz ve yazma aracımız varken hala yazacak bir bahanemiz yok. Acaba birşeyler yapılamaz mı yazmak için? Belki elimizdeki garibanlar da sevinir hem. Saçma bir yorum oldu. Kabul ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Azla yetinmek bir erdem belki de.

      Ama başka bir zamanda yaşıyoruz şimdi.

      Sil