24 Ekim 2012 Çarşamba

Küçük bir kız, mürekkep lekesi, dolmakalem, Pakistan


Tarih 9 Ekim 2012. Pakistan'da bir okul servisi maskeli ve silahlı teröristler tarafından durduruldu. Araca giren Taliban mensubu bir terörist "Hanginiz Malala?" diye bağırdı. Çocuklar korkudan seslerini çıkaramadı. Aynı terörist "Söylemezseniz hepinizi vururum. O Allah'a karşı geldi. Cezalandırılmalı" dedikten sonra yanıbaşında duran Malala Yusufzay'ı tanıdı ve başına doğru iki el ateş etti

Saldırının ardından açıklama yapan Taliban sözcüsü ise şöyle bir açıklama yaptı: "Şeriat çocuk bile olsa İslam'a karşı propaganda yapıyorsa öldürülebilir" diyor.

Pakistan’da Taliban’ın güçlü olduğu Svat Vadisi’nde yaşayan 1997 doğumlu Malala Yusufzay, üç yıldır bölgedeki kızların okula gidebilmesi için mücadele ediyordu. Yabancı bir gazetecinin "Daha siyasi hakların bile yok" demesi üzerine: “Evet ama benim sokağa çıkma hakkım var. Okula gitme hakkım var. Şarkı söyleme hakkım var. Eğitim hakkım var. Arkadaşlarımla gezme hakkım var” demişti.




Kalemden uzaklaşan, merhametten uzaklaşır. 

Yukarıdaki fotoğrafta, Malala Yusufzay'ın elindeki mürekkep lekelerini, fotoğraf çekilirken dolmakalemi ters tutuşunu görünce ağlamadan edemedim


Taliban'ın açıklaması yalan dolan, kuru gürültü. 

Malala Yusufzay, mürekkep lekeli elleriyle, en doğal insanlık haklarını istediği için vuruldu. 

Malala Yusufzay, bu mürekkepten ibaret güzel çocuk cehalete karşı çıktığı için, öğrenmeyi, düşünmeyi savunduğu için vuruldu.

Malala Yusufzay gibi, elleri gibi mürekkep lekeli güzel çocuklar çoğalacak. 


Kötüler asla kazanamayacak.

20 Ekim 2012 Cumartesi

Ağır nesne



"Ne ağır bir nesnedir şu dolmakalem." 

Emile Zola (1840-1902)

"Dolma kalem" mi "dolmakalem" mi?*


Güzel Türkçemiz, maalesef aradan yıllar geçse de üzerinde fikir birliği sağlanamamış kurallar ve kelimelerle dolu. Bu durumun ilk ve büyük sorumlusu, kurulduğu günden bu yana ortak bir Türkçe yapısı oluşturamayan Türk Dil Kurumu'dur.

Türk Dil Kurumu yıllar içinde bizzat kendisinin öncülük ettiği geçmişteki kuralları ve dilbilgisinin temel yapısını radikal bir şekilde değiştirerek kafa karışıklığına neden oluyor. Artık hep şüphe içindeyiz, eskiden böyle yazılıyordu acaba şimdi nasıl yazılıyor diyerek farklı yazım kılavuzları arasında meşrebimize göre karar vermeye çalışıyoruz. Ama ortada büyük bir dağınıklık var, bunu bir şekilde düzeltmeli ve ortak bir yazım tarzını benimsemeliyiz.

Karşımıza her yerde çıkan ve bazen ayrı bazen bitişik yazılan "kurşun kalem - kurşunkalem / dolma kalem - dolmakalem" sözcükleri de yine benzeri anlamsız uygulamaların kurbanı olmuş kelimelerdir.

Peki bugün hangi yazımı tercih etmeliyiz? Yazık ki tdk.gov.tr beni ve Türkçe üzerine düşünen insanları ikna edemiyor.

Feyza Hepçilingirler ise bu karışıklık hakkında geçtiğimiz Mart ayında yayımlanan Cumhuriyet Kitap'ta gayet güzel bir açıklama yapmış, okuyalım:

Scrikss 50. yıl dolmakalem, Ece ajandası

"kurşun kalem - kurşunkalem / dolma kalem - dolmakalem"

"Sözcükleri kısa ya da uzun olmalarına göre birleştirip ayırmayız. Bitişik ya da ayrı yazımı belirleyen ölçüt, sözcüklerin bileşik sözcük oluşturup oluşturmamasıdır. Bileşik sözcük oluşup oluşmadığını da iki basit soru sorarak anlayabiliriz:

1. Sözcükler tek başınayken taşıdıkları anlamdan uzaklaşmış mıdır?

2. Sözcükler bir araya geldiğinde tek kavramı mı karşılamaktadır?

Yukarıdaki sözcüklerin doğru yazımları şöyle olmalı:

kurşunkalem

dolmakalem

Nedenlerini de açıklamaya çalışayım: TDK'nin Yazım Kılavuzu 'kurşun kalem' diye verir; oysa 'kurşunkalem'de kurşun, 'dolmakalem'de dolma sözcükleri anlam kaymasına uğramış. Kurşunkalemde kurşun yok, dolmakalemde de dolma bulunmaz." 

Cumhuriyet Kitap, Türkçe Günlükleri, 21.03.2012 

* Yazının ilk başlığı "Kalemden kurşun, dolmadan mürekkep" idi.

16 Ekim 2012 Salı

Yakın mürekkebe övgü

Bugün, öğle üzeri kaç gündür heyecanla beklediğim kargomu almak için 8 kat aşağıya indim. Bir yandan da ya onca yoldan gelen mürekkepler döküldüyse diye korkuyorum her defasında.

Neyse ki korktuğum yine başıma gelmedi: Ali Bey'in özenle paketlediği kutu içindeki kutucuklar açılınca yeni mürekkeplerimle karşılaştım. Hepsi kullanıma hazır beni bekliyordu. 

Aniki mürekkep şişeleri

Her ay buna benzer bir sahneyi yeniden yaşıyorum. Bu durumdan da çok hoşnutum. Ali Necip İkizkaya'dan 'yerli mürekkep' alıyorum. Çünkü evinin mutfağında mürekkep üretmeyi seçen bir mühendisi, bir mürekkep sevdalısını desteklemenin sevincini yaşıyorum. Ali Bey'in bu alanda çok daha başarılı olup mutfaktan kurtulup bir atölyeye taşınmasını istiyorum.


UZAK MÜREKKEPLER

(Yazının bundan sonrasında Türkiye'de üretilmeyen mürekkkeplere 'uzak' diyeceğim.) Nice zamandır, kullandığım ve sevdiğim, görünürde bir sorun yaşamadığım 'uzak' mürekkeplerde yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu düşünüyordum. Ancak bu ‘yolunda gitmeyen’ şeyler tamamen bana bağlı olan şeyler. Örneğin Waterman şirketinin mürekkep uzmanıyla oturup, üretimleri hakkında konuşmak isterdim. Havana isimli harika mürekkeplerinin içeriğine biraz altın sarısı katabilmelerinin mümkün olup olmadığını sormak isterdim. Buna benzer kafamda dönüp duran soruları paylaşabilmek isterdim. 'Yazıver. seni tutan yok' diyeceksiniz. Haklısınız. Fakat benim fikirlerimi ciddiye alacaklarını hiç zannetmiyorum. 
 


Böyle söylüyordum ama 3-4 ay öncesina kadar hem Aniki hem de 'uzak mürekkep' alımını  sürdürüyordum. Bu isteğimin de haklı bir nedeni vardı: Mürekkep üreten kimi firmaların 10'larca yıllık, hatta kiminin yüzyılları deviren deneyimleri. İlk akla gelen üreticilerden biri olan J. Herbin şirketinin tarihi 1670 yılına kadar uzanıyor! Abur cubur yemeyi seven bir çocuk gibi yığınla mürekkep arasında istediğim renge ulaşmaya çalıştım.Ta ki Aniki Haiku ile karşılaşana dek.

Etiketi ben yapıştırdım.


YAKIN MÜREKKEP: ANİKİ HAİKU

Haiku, ağırlıklı olarak sonbaharın artık kaybolmaya yüz tutan yeşil tonlarında bir mürekkep. Yeşilin arkasında beliren puslu altın sarısının gün ışığında kendini gösterdiği cins bir mürekkep. Haiku hakkında (asıl adı Aki's Longing mürekkebin fakat bu isme bir türlü ısınamadım) uzun süre Ali Bey ile konuştum. İşte bu 'yakın' mürekkep sayesinde diğer Aniki mürekkeplere önyargılarımdan sıyrılarak bakmaya başladım.

Şunu farkettim ki, Ali Bey'in ürettiği mürekkepler daha önce denediğim kimi uzak mürekkeplere tonal olarak yakın olsa bile (İroshizuku, Noodlers, J. Herbin gibi) onlardan ayrılan bazı yönleri var:

Evvelâ, Aniki mürekkeplerin hem sakin hem de çok güçlü bir yapısı olduğunu düşünüyorum. 'Sakin' ile ne anlatmak istediğimi anlatayım:

Sakin mürekkep demek 'Bana bakın, işte buradayım!' diye bağırmayan, gürültü yapmayan mürekkep demek. Kağıda usulca geçen, arka taraftan kaçmak, görünmek istemeyen mürekkep bana göre bu sınıfa giriyor. Çünkü uçuk kaçık ve rüküş mürekkepleri sevmiyorum.

Diğer mürekkepleri şahsi olarak değerlendirirsem şunları söyleyebilirim: Iroshizuku sakin fakat zayıf ve kırılgan, Noodlers, Diamine, Parker, Montblanc gibi markalar ise güçlü ama sakin değil, kağıdı eziyorlar adeta. J. Herbin ve Caran d'Ache ise ne tam anlamıyla sakin ne de güçlü, değişken bir karaktere sahip. Waterman ve Rotring ise denediğim mürekkepler içinde en dürüst renklere sahip olanlardı (Waterman siyah hariç). 

Bütün bunlar, öznel fikirler olduğu için tartışılabilir, 'Öyle değil, haksızlık ediyorsun, yanlış düşünüyorsun' diyebilirsiniz. Neticede bunlar bilimsel gerçeklikler değil. Sadece benim  düşüncelerim bu doğrultuda.

Bunları bir yana bırakalım, aradığım şeyden söz edeyim, azamet, parıltı veya benzeri şeyler aramıyorum: Mürekkepteki şiiri arıyorum. Mürekkebin ruhunu görmek istiyorum. Aniki mürekkepleri bana göre hiç sırıtmayan gölgelerle yüklü, nazik ve ölçülü bir kıvamda kağıda aşk duyan renklerle dolu.

Biraz garip kaçabilir fakat söylemeden edemeyeceğim, Aniki mürekkeplerini Yahya Kemal Beyatlı'nın şiirlerine benzetiyorum: Yapay ışık altında durgun görünen Aniki mürekkebi, asıl rengini gün ışığında buluyor. Yahya Kemal'in şiirleri de göz gezdirildiğinde kağıt üzerinde plastik bir lezzet verir, ama şiirleri okumaya başlayınca başka bir şiir olduğunu görürsünüz.

Biraz karışık oldu ama derdimi bir nebze anlatabilmiş olduğumu düşünüyorum: Özetle, Aniki mürekkepleri mütevazı tavra sahip renkleriyle benim mürekkebe ilişkin isteklerimi karşılıyor. İyi mürekkebi uzaklarda aramıyorum, artık.

Aniki Haiku'nun çok sevdiğim rengi


15 Ekim 2012 Pazartesi

İyi bir dolmakaleminiz varsa



İyi bir
dolmakaleminiz
varsa

ikincisi için

para biriktiriyorsunuz
demektir.

12 Ekim 2012 Cuma

Dün akşam



Dün akşam Sıraselviler'den Cihangir'e doğru yürüyordum. Alman Hastanesi'nin önünde yavaşlamak zorunda kaldım. Yanımda bir süredir benimle birlikte yürüyen biri vardı. O da yavaşlamak zorunda kalınca yan yana durduk, bekledik biraz. Bir araba içeriye girdi. Yol açıldı. Karşıya geçtik. Koştura koştura yürüyen insanların arasında sakin, yumuşak adımlarla yürüyordu. Galiba ilk dikkatimi çeken bu oldu.

Kaldırım bir noktada çok daralıyordu. Dolayısıyla ya o öne geçecekti ya ben. Bunları düşünürken, karşıdan gelen bir arkadaş grubu ile karşılaştık. Ben kenara çekilince biraz vakit kaybettim. Bu sırada o öne geçti. Ben de arkasından ilerledim. İki kişi daha geçince yanımdan, mesafe biraz daha açıldı. Onda beni ilgilendiren bir şey vardı. Ama ne olduğunu bulamıyordum. Mavi renkli çantasında sevdiğim türden kitaplar mı vardı acaba? Yoksa mekanik bir saat miydi kolundaki? Belki ondan geldiğini tahmin ettiğim acı bir kahve kokusuydu ortak zevkimiz. Bilemedim. Merak kemirip duruyordu.

Bir engel çıkmayınca, aramızdaki mesafe kısalmaya başladı. Fakat bilinmezlerle dolu yol arkadaşım, otoparka gelmeden durdu birden. Dışarıda sergilenen kitaplara bakmaya başladı. Sonra çantasının kenarından küçümen bir defter ve bir kurşunkalem çıkardı. Bir şeyler çiziyor muydu, yoksa yazıyor muydu farketmedim. Duramazdım, geçip gitmek zorundaydım. Buluşma vakti gelmişti. Biliyordum.

3 Ekim 2012 Çarşamba

Bir basın bülteni hakkında

Aşağıda bana gelen bir basın bülteni var. Bülten imla hatalarıyla dolu ve bozuk bir Türkçe ile yazılmış. İbretlik  tekrarlarla dolu olsa da ne denmek istediği anlaşılıyor: Yarın Calligrane isimli bir lüks kalem mağazası açılacakmış. Bu bülten ile lüks kalemlerin (kalem deniyor ama çoğunluk dolmakalem, sonra tükenmez kalemler) ülkemizde ilgi gördüğünü öğreniyoruz. Ülkemizde daha kim bilir neler  olacak? Merakla bekleyelim.

İlgilenenler için ibretlik yazıyı aynen alıyorum.

İlk defa lüks dolmakalem gören sanatçılar :)
"BU MAĞAZADA "LÜKS KALEM" VAR !!! BU MAĞAZADA SANAT ,HİKAYE VAR !
BURASI KALEM KUYUMCUSU LÜKS KALEMLERİN MAĞAZASI AÇILIYOR.
Türkiye'nin ilk "Pen Shop"u ‘’CALLiGRANE’’ açılıyor.
Türkiye'de bir ilk gerçekleşiyor. Ülkemizde son yıllarda büyük ilgi görmeye
başlayan mücevher değerindeki lüks kalemlerin artık bir mağazası olacak. 100 Euro
ila 40 Bin Euro’luk kalemlerin satılacağı mağazada ayrıca 60 bin euro ve 45 bin euro’luk kalemelerin de özel sipariş alınarak satılacağı Türkiye'nin ilk "Pen Shop"u Calligrane Buyaka AVM'de açılıyor.
Dünyanın en önde gelen kalem markaları ‘’Calligrane The Pen Shop" mağazasında toplanıyor. Her biri sanat eseri ,her birinin hikayesi var.
Değerli materyellerle süslü sanat eseri kalemlerin yanı sıra her bir kalem aynı zamanda bir sanat, arkeoloji, felsefe, matematik, edebiyat ve tarih hikâyesini anlatıyor.
MÜCEVHER DEĞERİNDE KALEMLER…
Sadece bir yazı yazma gereci olmaktan çıkıp;iş adamlarının, sanatçıların, spor camiasının , devlet adamlarının ,yazarların ve ünlü simaların vazgeçilmez bir aksesuarı haline gelen değerli kalemler 100 Euro ‘dan 40 BİN Euro fiyat aralığında satışa sunulacak.
Gümüş ve altın kaplama, pırlanta ve elmasla süslü ve sınırlı sayıda üretilmiş özel koleksiyon kalemlerin de yer alacağı Calligrane bu özelliğiyle bir "Kalem Kuyumcusu" olarak da adlandırılabilir.
İş adamlarının, sanatçıların, politikacıların, koleksiyonerlerin, yazmayı ve kalemi seven sadece yazı gerece olarak görmeyen herkesin ilgisini çeken ve tüm dünyada bir prestij sembolü olan, önde gelen markaları Türkiye’nin ilk "Pen Shop"u Calligrane‘da bulabileceksiniz.
Dünya kalem koleksiyonerlerinin yakından tanıdığı bu markalar son yıllarda Türkiye'de de satışa sunuldu ve meraklıları tarafından ilgiyle karşılandı. Ülkemizde lüks yazım gereçlerine duyulan büyük ilgi bir ihtiyacı da ortaya çıkardı.
Şimdiye kadar lüks aksesuarlarla birlikte seçkin satış noktalarında bulunabilen dünya markalarını, bir araya toplamayı amaçlayarak kurulan ‘’Calligrane The Pen Shop’’ ülkemizdeki lüks yazım gereçlerine olan ihtiyacı da böylelikle alıcısıyla buluşturarak talebi karşılayacak.
‘’Caligran The Pen Shop ‘’ ayrıca kurumsal ihtiyaçların da karşılanacağı adres olmayı hedef haline getirerek tüm kurumsal çözümlerde farklı alternatifler sunarak müşteri memnuniyetine arz ediyor.
Türkiye’nin ilk Pen Shop’u Calligrane‘ın sunduğu yine çok özel bir hizmet ile secure SSL güvenlikli bağlantı ile www.calligrane.com ‘dan da rahatlıkla alışverişlerini yapma olanağı sağlayacak.
Amerika ve Avrupa'da birçok örneği olan "Pen Shop"ların ilk örneği ART GROUP bünyesinde Buyaka AVM'de açılıyor. ‘’Calligrane The Pen Shop‘’isimli mağazada; dünyanın en seçkin kalem markalarının, en özel ürünlerinin yanı sıra mürekkepten, kalem ucuna, özel kalem kutularına kadar kalemle ilgili her türlü aksesuar ve ekipman da meraklılarına servis edilecek. ‘’Calligrane ‘’ayrıca koleksiyonlere garantili kalem servisi hizmeti de verecek.
PROĞRAM :
TARİH : 04-10-2012 ( PERŞEMBE )
AÇILIŞ ve BASIN LANSMANI : 10:30 -13:00
YER : BUYAKA AVM .KAT B-2 NO:33 KAT – TEPE ÜSTÜ –ÜMRANİYE –İSTANBUL"