9 Kasım 2013 Cumartesi

Yazı, derin uykuların mevsimi



Gözlerimi kapattığımda, uykunun en yumuşak eline düşüyorum. Kalem yazmaya başlıyor. Adını bilmediğim bir yerde, bir şiirde uyuduğumu yazıyor.

Rüya tuhaf. Onun güzel elleriyle yazdığı bir şiirde uyuyorum. Kağıdın hışırtısını dinliyorum. Sayfaları geçmişin gölgeleriyle dolu defterler var. Derginin biri raftan bana bakıyor. Kalem onu da yazıyor, beni de.

Yazının avutucu yanına sığınıyorum. Çok sevilen bir kedi gibi şımarıyor harfler. Kış güneşi gibi hafif ama durdukça gülümseten, ısıtan bir zaman akıyor kağıda. Seneler evvel o yazmış, ben de okumuşum. Ne güzel yazmış diyorum, sen hiçbir şeyi unutmuyorsun, ben de ne güzel okuyorum.

Yaşlı mıyım, genç miyim bilmiyorum, gözlerimin kenarlarında çizgiler var. Mürekkebin kağıda döküldüğü yerde sıcak bir yaz var. Bitmesini istemediğim o güzel uykuda, o güzeller güzeli şiire gidiyorum. Havada bir perdenin kapanışı gibi ışığın azaldığını görüyorum. Şiir bitiyor birden. Sessizlik de şiire benziyor, gözlerim ağrıyor. Yalnızlığın yıllar boyu büyümüş harflerine bakmaktan yorgunum.

Çok uzun ve ışıltılı siyah saçları olan bir şarkı söyleniyor. Yazı mevsimindeyiz, senin bitmeyen mevsiminde durup güneşleniyorum, uykuda gülümsüyorum, gözlerimin kenarında acı sular birikiyor.

Hem kederli hem de gizli bir sevinci barındıran sözleri var o şarkının:

"Koklasam saçlarını bu gece tâ fecre kadar
Acı duysam gözünün rengine dalsam da senin
Kanatır rûhumu mâzîde kalan hâtırâlar
Doyamam ömrüme ben kalbini çalsam da senin."*

1 yorum:

  1. Yazmak gibisi var mı? Yazımız değil mi zamana attığımız tek imza?
    Enfes bir yazı olmuş!
    Münir Nureddin Selçuk'la noktalanmış :) Çok uzun zamandır dinlememiştim. Tam zamanıdır hazır kahvem masamdayken :)
    Teşekkürler.

    YanıtlaSil