2 Aralık 2013 Pazartesi

Bu dergiyi kim okuyacak, Puşkin mi?*



Geçtiğimiz yıl, internet üzerinden tanıştığım, yazdıklarına, dünya görüşlerine hayranlık duyduğum arkadaşlarla her perşembe akşam sularında Cihangir'de bir pastanede toplanmaya başlamıştık. Kimler yoktu ki aramızda, yayınevi editörü, arşivci, kütüphaneci, yayınevi sahibi, doktor, gazeteci, arkeolog, mimar, öğretim üyesi, müzisyen, fizikçi, yazar, şair...

İki saat süren sohbetlerimizde her defasında dolmakalemden, defterden, kurşunkalemden mürekkepten başlayıp kimi zaman hat sanatına, yeni roman akımına, mektup yazımına, kimi zaman Turgut Uyar'a, Behçet Necatigil'e, Asaf Halet Çelebi'ye, dilbilime, daktiloya, İran kültürüne ve akışkanlar fiziğine varıncaya değin bir yığın ismi ve kültürel derdimizi masada konuşurduk.

Bu gruptaki değerli arkadaşlarımdan biri olan Özge Dinç geçtiğimiz yılın eylül ayında yine böyle konularla yaptığımız bir sohbetin sonunda, bir dergi çıkarmak istediğini söylemiş ve destek istemişti. Ben de "Dergi çıkarmak büyük külfet ayrıca ben de çok tembel biriyimdir" diyerek affımı rica etmiştim.

Kasım'da Özge Dinç hasta olan annesine karaciğerinin üçte ikisini verdiği ve sağlıklı olduğu halde ölüm riskinin yüksek olduğu sekiz saat süren bir ameliyata girdi. Neticede annesi hastalığından kurtuldu, kendisi de sağlığına kavuştu. Fakat Özge Hanım yeniden toplantılara katıldığında dergiyi unutmamıştı. Tekrar tekrar sordu. En sonunda "İster kabul edin ister etmeyin ben dergiye isminizi koyacağım" deyince ben de "Madem ismim dergide yer alacak, itiraz etmeyeyim artık, öyleyse varım" dedim. İşte benim Mürekkepbalığı dergisine katılmam böyle (biraz cebren) oldu.

YAZI KÜLTÜRÜ

Yazıların çoğunluğu zaten hazırdı. Özge Dinç yazı istediyse o yazılar gelmişti. Derginin alanında bir ilk olması gerektiğini düşündük bu aşamada. Hep şikayet ettiğimiz bir konu vardı. Ülkemizde bir yazı kültürü dergisi yoktu.Yazı kültürü konusunda yekpare bir dergi arayışı aslında yeni bir şey değildi bizim için. Meraklı okurlar olarak yıllardır ilgilendiğimiz konularda dergi ve kitap bakınıyorduk. Yaptığımız araştırmalarda adından dolayı heyecanlandığımız ancak içeriğine baktığımızda sadece bir alana yoğunlaşan dergiler görmüştük. Örneğin 1970’li yıllarda Enis Batur tarafından çıkartılan Yazı dergisinden, 2000’lerde çıkan ve kahraman bir dergici olarak saygı duyduğumuz büyük bir isim olan Turgut Çeviker’in Posta Kutusu dergisine kadar beğendiğimiz çok yayın oldu. Fakat kimi sadece edebiyatla kimi sadece mektup kültürüyle ilgileniyordu. 

Bu arada “yazı özel” sayıları yayımlayan Toplumsal Tarih ve P gibi dergileri de inceledik. Bazı dergilerin yazı özel sayıları istediğimize yakın olmakla birlikte edebiyattan ve sanattan ziyade yazının tarihine eğilen teknik konuları içeriyorlardı. Neticede arayışımız sonuçsuz kaldı. Çünkü biz içinde Nabokov, Nâzım Hikmet ve Oğuz Atay’ın bulunduğu bir dergide aynı zamanda dolmakalem, kurşunkalem, mürekkep, hat sanatı, müzik, yazı masası, ansiklopedi, tipografi, grafoloji, ekslibris ve ciltçilik gibi konuların da olmasını arzuluyorduk.

Bir ara dergimiz için yayın kurulu bile oluşturduk. Hepsi değerli insanlardı fakat ne yazık ki çok eğlenceli geçen sohbetler dergiye bir katkı sağlamadı. Eylül'de yine iki kişi kaldık. 

AYLAR SÜREN DERGİ TASARIMI MACERASI

Fakat tasarım aşaması ve benim yolunda giden işlere burnumu sokmamla birlikte yeni yazıların eklenmesi nedeniyle uzun sürdü. Her yazı üzerinde, dergideki her konu ve her ayrıntı üzerinde tek tek düşündük. Sadece kapak görseli için bir keresinde 3,5 saat konuştuğumuzu hatırlıyorum.

Bu arada görüştüğümüz bazı tasarımcılar matbaa masraflarının iki katı ücret istediler! Kimi de bizi oyalayıp durdu, "tasarım yaparım" dediği halde yapmadı, yapamadı. Kimi tasarımcı ise büyük hayal kırıklığı yarattı. Türkiye'de zaten her yerde rastlanabilecek dergi tasarımını bize "yaratıcı çalışma" diyerek sundu!

Ekim sonunda tasarımcılardan yana çok dertli ve ağlamaklıydık, kimse hayalimizdeki dergi tasarımını anlamıyordu. En sevdiğimiz, düşünce tarzını kendimize yakın bulduğumuz tasarımcılarla bile sorun yaşadık.

Ekim sonunda artık iyice yılmış, "Tasarım belası nedeniyle dergiyi çıkaramayacağız galiba" diye kahrolmaya başlamıştık. Elimizdeki mevcut kötü tasarım örneklerine bakıp derdimizi neden bu "yaratıcı sanatçı"lara anlatamadığımızı anlamaya çalışırken, nihayetinde "böyle olmayacak" dedik.

Sorun da çözüm de ortadaydı: Bize tasarımcı değil grafiker gerekiyordu. Ben hızlı bir grafiker buldum, tasarım işini de Özge Dinç üstlendi. Önüne kağıtları tek tek bıraktım, o da sayfaları çizdi, daha sonra grafikçinin yanına giderken editörün yazısını da bir kafede oturup 20 dakikada yazdı. İmdadımıza yetişen hızlı ve zeki grafiker sayesinde neredeyse 1,5 günde aylardır bitirilemeyen dergi hazırlandı. Tashihler yapıldı. En son kapak belirlendi ve dergi matbaaya gitmeye hazır hale geldi.

GÜZEL İLANLAR

Masraflara gelince, alabildiğimiz ilanların bir kısmı matbaa masraflarının yarısını karşıladı. Diğer yarısını da maaşlarımızla ödedik. Bir hayalin gerçekleşmesi için küçük bir bedel... Daha ucuza ve kötü bir kağıda siyah beyaz da basılabilirdi. Fakat Mürekkepbalığı arka kapaktaki Monblanc gibi son derece şık ve kaliteli, içerideki Ece Ajandası ve Scrikss gibi tarih ve kültürle dolu, Victorinox gibi çok işlevli olmalıydı. Böylece en iyi kağıda ve en güzel baskı kalitesiyle basılması için masrafların arttı. (Bu değerli ilanların öyküsünü diğer yazımda anlatacağım. Bu ilanları veren vizyon sahibi insanlar ve kurumlar olmasaydı bir yazı kültürü dergisi hayali de belki de gerçekleşmeyebilirdi.)

DERGİNİN BASILDIĞI GÜN

Derginin basıldığı gün de Özge Hanım'ın ve annesinin ameliyatta olduğu günün yıldönümüydü. Böylece dergimizin doğduğu gün hepimiz için "yeniden doğum" anlamına gelmiş oldu.

Dağıtımcılar çok büyük paralar istediğinden dergiyi arkadaşımız ve patronumuz Ercan Aydın'ın arabasının bagajına doldurduk sonra koltuğumuzun altına alıp tek tek kitapçıları gezip dağıttık. Kimi kitabevi dergiyi nereye koyacağını şaşırdı. Bir görevli "İçinde edebiyat, tarih ve sanat var hangi bölüme bırakayım bilemedim" dedi. Bir başkası da "Bu bir kırtasiye dergisi galiba" dedi, bir diğeri "kültür tarihi dergisi" olduğunu iddia etti.

Nerede olursa olsun bir yıl boyunca rüyalarımızda izlediğimiz dergiyi kitabevlerinin raflarında görmek çok heyecan verici ve onurlandırıcıydı.

Bence güzel insanları bir araya getirmeli bu dergi, amacımız bu olacak, kitap okuyan, kalemi, mürekkebi seven ve deftere hürmet gösteren kardeşliği ile ruhumuz sükunet  bulsun, bunca hızlı hareket eden zamanın ortasında bizim kendi zamanımız olsun. Yavaşlayalım, aklımızı fikrimizi zenginleştirelim, dünyaya daha yakından ve daha net bakalım.

Daha dergiyi görmeden bize destek veren ve bir hayale ortak olan, gönlü büyük, kalbi büyük o güzel o şahane insanlara çok teşekkür ederim (ederiz).

* Başlık Rusça bir deyime, yapılması gerekli görülen işlerden kaçınmamaya gönderme yapıyor. Dolmakalem-yazı grubumuzun bir toplantısında Jaguar Kitap'tan Natali Hanım anlatmıştı.