14 Nisan 2017 Cuma

Bir Labirent Olarak Kalem


Umberto Eco'nun Gülün Adı isimli kült romanında, kahramanlarımız Baskervilleli William ve çömezi Adso, manastır kütüphanesinin kapıları kilitliyken mutfaktaki gizli geçitten kütüphaneye girerler. William ve Adso, şaşkınlık içinde labirente benzeyen bu dini kütüphanede Aristo'nun gülmeyi öven kitabının da bulunduğu bir dolu din dışı kitap da keşfeder.

Ancak asıl şaşkınlık başkadır: Kahramanlarımız dikkat etmezlerse rahatlıkla bu labirent yapı içinde kaybolacaklarını anlayıp dehşete düşer. 

Ben de kalemi bir labirente benzetiyorum. (Sizi bilmem de kalem deyince benim aklıma gayri ihtiyari dolmakalem geliyor.) 


Labirent düşüncesi oyalayıcı ve esrarengiz bir bilmece gibi görünebilir, oysa tedirgin edici yanı gizemli yüzünden daha baskındır.

Kalem tedirgin edicidir. 

Hakkında hiçbir gerçek delil olmadığı halde, çağlar boyunca hep aynı yöntemle uydurma kanıtlarla hapse atılan, ölen, öldürülen, yakılan yazarları ve düşünürleri hatırlıyorum. Gerçi hatırlamamak mümkün değil, sabah okuduğum gazetenin kitap ekinde aynı konuyla ilgili bir yazı vardı; 10 Mayıs 1933 gecesi saat 22.00'de yakılan 25 bin kitaptan söz ediliyordu. (Hemen yandaki ince sütunda ise günümüzde yaşanan bir adaletsizlikten söz ediliyordu.)

Binlerce fikir ve bir o kadar da kalem yakılmış, yakılıyor. Katı ve mutlakçı düşünceler de kaleme benzer, soğuk bir yüzü vardır. O noktada sanat yoktur artık. Zanaat ise yaşamasına izin verilen bir köledir sadece, biteviye tekrarlanan zararsız fikirleri yaymak için kafeste beslenir.

Ne zaman şöyle keyifle bir dolmakaleme uzansam gözümde tehlikeli resimler ve düşünceler beliriyor. Aklımın uzantısı kalemlere bakıyorum. Zanaat ve sanatı ayrıştırmak gerekmiyor. Hepsi şiir gibi bir arada.

Bazı kalemler bir heyecanla elimizden tutup bizi gizli geçitlerden devasa bir alana özgürlüğün meydanına getirir. Bazen uykudan uyanır ve çıkış yolunu aramaya başlarız. Karmaşık labirentlerden çıkmak zordur, hele labirent elinizdeyse çok daha zordur.


Not: Ortaçağ kütüphaneleri uzmanı Dr. John Ward, Gülün Adı'nı incelemiş ve romandaki hayali kütüphanede bulunan kitapların sayısının 85 bin civarında olduğunu hesaplamış. Dr. John Ward'ın bu konudaki "İskenderiye ve Ortaçağ'dan Getirdiği Miras: Kitap, Keşiş ve Gül" isimli enfes makalesini Dost Kitabevi'nin çıkardığı İskenderiye Kütüphanesi başlıklı derleme kitapta okuyabilirsiniz. Bu derlemeyi alanların öncelikle kitabın sonunda yer alan bu makaleyi okumalarını öneririm.

Manastırdaki labirenti gösteren kapağıyla: Il Nome Della Rosa

7 yorum:

  1. "Adı ile var, bir zamanlar gül olan"...bu cümleyi hiç unutamadım...güzel yazınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlginiz için ben teşekkür ederim Atila Bey, var olun.

      Sil
    2. İlginiz için ben teşekkür ederim Atila Bey, var olun.

      Sil
  2. Kitaplar tüm dogmaların diktaların en büyük korkusu dolayısıyla düşmanıdır.Bu yüzden ilk çağlardan beri ya yakılması gerekmiş ya da ganimet gibi taşınması gerekmiştir.Kitap özgürdür hayal dünyasını fikrini görüşünü geleceği geçmişi dilediği gibi yansıtır bu yüzden kontrol dışıdır bu yüzden yasaklanır yakılır yok edilir tıpkı bahsettiğiniz Gülün adı isimli filmdeki gibi dogma inancı temsil eden başrahip Aristonun kitabını saklamıştır çünki kitap gülmekten güldürmenin erdeminden bahseder oysa bu ciddiyetsizliktir kabul edilemez Aristo felsefesi gizli kalmalıdır ama onu keşfeden yazıcı papazlar arasında söylentiler artınca cinayetlerde başlar kitabı gören herkes ortadan kaldırılır. Bazen düşünürüm yazarlar aydınlar çağını aydunlatma evrelerindeki iken yazdıkları yüzünden karanlık hücrelerde çürümek zorunda kalmasalardı bizi biz insan yapan değerlerimiz bugünkünden fersah fersah ilerde olmazmıydı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bağımsız düşünce istisnasız her çağda güç odaklarını düşmanı olarak değerlendirildi. Güdümlü ya da bağımlı düşünce ise örgütlendi, kurumsallaştı, yayıldı maalesef. Elimizdeki kalemlerin geçmişi o yüzden değerlidir. Sevgiler

      Sil
    2. Bağımsız düşünce istisnasız her çağda güç odaklarını düşmanı olarak değerlendirildi. Güdümlü ya da bağımlı düşünce ise örgütlendi, kurumsallaştı, yayıldı maalesef. Elimizdeki kalemlerin geçmişi o yüzden değerlidir. Sevgiler

      Sil
  3. Gülün adı isimli kitap olacaktı daha sonra filmide yapıldı hatta Sean Conary oynamıştı😊

    YanıtlaSil