25 Nisan 2017 Salı

Okuma Notları 8


Bazı kitaplar vardır, insanların değiştirdiği yeryüzünün bütün donukluğu içinde görünür görünmez ışıldar. Karanlık Thomas yıllar boyunca defalarca okuduğum, daha da okumayı sürdüreceğim eşsiz bir kitap. Başkaları için de öyle midir bilmem ama Maurice Blanchot öyle bir kitap yazmış ki ne zaman okusam beni her defasında başka bir şey düşünmeye çağırıyor.


Bu sefer yazı yazmanın tabiatı üzerine düşündüm. 

Nasıl bir şeydir yazmak? Yazma eylemini nasıl anlatabiliriz? Kitabın birinci bölümünden seçtiğim alıntılarla yazma eylemi üzerine düşünmeye çalıştım. 

Yazarın kaleminden Thomas l'Obscur

"KARANLIK THOMAS" IŞIĞINDA YAZI YAZMAK

"Thomas oturdu ve denize baktı." (s.11)

Kitap bu cümle ile başlar. Jean Starobinski, Karanlık Thomas'yı Okuma Denemesi'nde "Bundan daha alışılagelmiş, daha şaşırtıcı bir şey yoktur." der. Basit ama bir o kadar da etkileyicidir ilk cümle. Kâğıt da deniz gibidir. Kısa veya uzun kâğıda bakarız, kâğıdı görürüz. "Aldatıcı bir sadelik" vardır bu cümlede. Kâğıt, kalem ve mürekkep. Yazı araç gereçleriyle birlikteyiz. Buradaki bakış, kâğıda ilk dokunuştan hemen önceki bütün bakışları da kapsar. Yazmadan önceki sessizlik gibi, kalemin ucu henüz boşluktadır. Bir kenarda duran bisiklet gibidir her şey. Bu bakışta yalnızlığa bir çağrı vardır. 

"Bir süre, sanki oraya diğer yüzücülerin hareketlerini izlemeye gelmişçesine, kımıldamadan durdu ve uzakları görmesini engelleyen sise rağmen, gözlerini suyun üzerinde güçlükle duran vücutlara dikip inatla orada kaldı. Sonra, daha güçlü bir dalga onu ıslattığında, o da kum tepeciğine indi ve onu anında yutan çalkantılı suların içine süzülüverdi." (s.11)

Bizi yazıya ne sürükler? Anlatma arzusu, öfkeyi dökme isteği, unutmanın acısı, hatırlamanın verdiği coşku, keder... Her neyse, birden ilk harflerle birlikte kendimizi denizde buluruz.

Deniz sakindi ve Thomas yorulmadan uzun süre yüzmeye alışkındı. Ama bugün yeni bir güzergah seçmişti. Sis kıyıyı örtüyordu. Denizin üzerine bir bulut inmişti ve su yüzeyi, sahiden gerçek olan tek şeymiş gibi görünen bir parıltının içinde kayboluyordu. Çalkantılı sular Thomas'yı sarsıyor, ama ona dalgaların ortasında olma ve bildik unsurlar içinde yuvarlanma duygusunu vermiyorlardı. (s.11)

Bazen yazıyla bir yere varmak isteriz. Nereye gideceğimizi tam olarak göremeyiz, kâğıt masada duruyor, defter elimizde bekliyor ama nereye gideceğiz? 

Tam o sırada, rüzgarla kabaran deniz kudurup köpürdü. Fırtına denizi bulandırıyor, erişilmez bölgelere dağıtıyordu; sert rüzgarlar göğü darmadağın ediyordu, ama aynı zamanda, her şeyin çoktan yok olduğunu düşündüren bir sessizlik ve sükunet vardı. (s.12)

Boş bir kâğıdın tedirgin etmediği bir insan var mıdır? Yazılmayı bekleyen kâğıtlar gizemli tapınaklara benzer, bilinmeyen basamaklarla doludur. Huzura da çağırabilir, huzursuzluğa da. İşin tuhafı, en fazla ne kadar uzaklaşabiliriz diye düşünürken, kendimizi hiç beklemediğimiz bir yerde bulabiliriz. Bir kargaşa ortamına sürüklenebilir ya da gürültülü yerlerde kolaylıkla uyuyan çocuklar gibi hissedebiliriz.

Sonra, ya yorgunluk yüzünden, ya da bilinmeyen bir nedenle, kol ve bacakları ona, içinde yuvarlandıkları suyun hissettirdiğine benzer bir acayiplik hissettirdiler. Önce bu his ona neredeyse hoş bir şeymiş gibi göründü. Yüzerken bir tür hülyaya dalıyor ve orada denize karışıyordu. (s.12)

Yazının bizi götürmediği yer yok gibidir. Aklımız bize oyunlar oynayabilir, yazarken her şeyi olduğundan farklı görebiliriz.

Ona yüzmesi için bir vücut veren suyun içinde, akıntıya kapılan bir gemi gibi bir kıyıdan ötekine yalpalaması gerekti. Çıkış yolu neydi? (s.12)

Yazı bitmek bilmez gibi görünebilir. Nasıl son vereceğimiz konusunda kararsız kalabiliriz. Önceden belirlenmiş çizgiler, yazmaya başladıktan sonra bulanıklaşır. Çıkış yolu belirsizdir.

Sonunda geri dönmesi gerekti. Dönüş yolunu kolayca buldu ve bazı yüzücülerin suya dalmak için kullandıkları bir yerde ayağı dibe değdi. Yorgunluğu kaybolmuştu. Kulaklarında bir çeşit uğultu, gözlerinde de yanma vardı hala; tuzlu suda fazla kalındığında bekleneceği gibi. (s.13)

Gideceğimiz yol, yazının varacağı durak, bazen hemen önümüzde durur, bazen tam yakalayacağımızı düşünürken uzaklaşabilir. Ne olursa olsun, her zaman bir şey olur ve masadan kalkar, defteri kapatır, kâğıdı kaldırırız. Yazının bittiği o kısacık zaman diliminde başka bir şeye yönelmeden önce, biz de Thomas gibi bir uğultu ve yanma hissedebiliriz. Dünyanın somut varlığına karışmak zorunda kalırız. 

Yazı artık bizden çıkmıştır: 

Uzun süre öylece bakıp bekledi. Bu seyirde, çok büyük bir özgürlüğün, tüm bağların kopmasıyla elde edilen bir özgürlüğün ortaya çıkışını andıran acılı bir şey vardı. (s.13)

1 yorum: