19 Ekim 2017 Perşembe

Üç İstanbul ve Tanbûrî Cemil Bey



Üç İstanbul'u çok uzun zaman evvel okumuştum, lakin bazı kitaplar klasik sınıfında olsalar da hiç hatırda kalmıyor. Yine aklımdan uçacağını bilsem de Adnan Efendi'nin maceralarını merakla okumaya başladım. 

Lakin gönül isterdi ki masada bir de hayranı olduğum Tanbûrî Cemil Bey ile ilgili bir kitap olsun.

Bu da nereden çıktı demeyin, Tanbûrî Cemil Bey meraklılarına müjdeli bir haberim var: Bugün (19 Ekim) sadece Milliyet gazetesinde gördüğüm enfes bir habere göre (linkteki haber o haber değil, daha geniş, çünkü gazetede iki cümlelik bir metin var) bulunuyor; meğer Kubbealtı Neşriyatı, Yüz Yıllık Metinlerle Tanburi Cemil Bey isimli bir kitap çıkarmış.

Kitapta daha önce yayımlanmamış fotoğraflar da varmış


Bu kitabı en kısa zamanda alacağım ama Tanbûrî Cemil Bey hakkında okuduğum ve muhteşem bulduğum tek kitap oğlu Mes'ud Cemil'in yazdığı Tanburi Cemil'in Hayâtı isimli muazzam eseridir. Ben böylesine tatlı bir Türkçeyi ancak Abdülhak Şinasi Hisar'ın veya Refik Halid Karay'ın kitaplarında gördüm. Hayran olmamak mümkün değil. Eski müziğimize meraklıysanız okuyun, edebiyata meraklıysanız muhakkak okuyun. Okuyunca şunu hissetmek mümkün: Bugün çok yavan bir Türkçe ile konuşuyoruz! Eski Türkçenin lezzeti bambaşka, kelimeler sanki daha bir hacimli, daha kalbe dokunur cinsten.



Tanbûrî Cemil Bey deyince, ruhumuzu yücelten Ferahfezâ Saz Semâîsi'ni dinlemeden olmaz, kulaklarınız bayram etsin:


14 Ekim 2017 Cumartesi

1 Defter 2 Kalem 2 Kitap


Bazen hiç kitap okumuyorum, bazen de büyük bir okuma açlığı bir kedi gibi sessizce gelip gözlerime yerleşiyor ve arka arkaya birçok kitap okumaya başlıyorum.

İlk kitap Seneca'nın Bilgenin Sarsılmazlığı Üzerine - İnziva Üzerine isimli Cengiz Çevik'in Latince'den çevirdiği bir kitap. Kitabın adı hatalı yazılmış de  fakat bence bir hata yok "Bilgeliğinin Sarsılmazlığı Üzerine" daha güzel bir başlık.

İkinci kitap ise günümü güzelleştiren efsane bir roman: Bir kedi, Bir Adam, İki Kadın. Yazarı Juniçiro Tanizaki, Japoncadan çeviren dostum Sinan Ceylan.

Henüz kitapların başlarındayım. Fakat Seneca'yı pek sevemedim, tuhaf, kasvetli bir adam. Daha önce Seneca'dan başka bir kitap Jaguar Kitap'tan çıkan Doğa Araştırmaları kitabını okumuştum. Ufuk açıcı bir kitaptı (elbette geçmişi anlamak açısından).

Bizim ofisin şaşkın kedisi Pruf

Fakat Bir kedi, Bir Adam, İki Kadın enfes bir eser. Kitabın kahramanlarından biri de Lili isimli bir kedi. Tabii kedi deyince gün içnde arada sırada ziyaretime gelen Pruf geliyor aklıma, Lili'ye benzemiyor ama o da bir kedi, biz de roman kahramanlarına benzemiyoruz ama hepimiz insanız ve bir şeyler arıyoruz. Bu arayış meselesi önemli. Bütün iyi kitaplarda bir arayış söz konusu.

Bazı kitaplar daha ilk bakışta nasıl bir yapıt olduğunu gösterir, Bir kedi, Bir Adam, İki Kadın da öyle şimdilik biraz gülümseyerek biraz endişeyle okuyorum. Doğal olarak her iyi kitap gibi bakalım şimdi neler olacak diye diye sayfaları çeviriyorum. Mürekkepli kalemler (Scrikss ve Sheaffer) ve mavi kapaklı güzel Aniki defterin tanıklığında kitap okumak da başka bir güzel diye düşünmeden edemedim.

12 Ekim 2017 Perşembe

Refik Durbaş, Kalem, Kâğıt ve Adel Yapıştırıcı


Her hafta Birgün'de Refik Durbaş'ın köşesini düzenli okurum. Hemen her yazısında şairlerden, yazarlardan, kitaplardan ve kitapçılardan söz ettiği için çok hoşuma gidiyor.

Baktım bugün aynı sayfadaki "Kalem ve kâğıdınız terapistiniz olabilir" başlıklı büyük haber çok güzel.

Yazı yazmanın insan vücudu üzerindeki ruhsal ve fiziksel yararları üzerine bir haber. Okumakta fayda var. Bugün ayrıca Cumhuriyet Kitap günü. Ancak kaç sayıdır Enis Batur'un yazısı çıkmıyor. (Tam olarak 8 Haziran 2017'den beri yazı yok.) Bu hafta üçüncü sayfada yine yazısını göremedim, can sıkıcı bir durum.

(Yapıştırıcılardan pek söz etmiyoruz. 20 yıldır her mesai günü yapıştıcı kullanmış biri olarak parantez içinde, fotoğraftaki pek faydalı yapıştırıcıdan da söz etmek istiyorum. Kemik tutkalıyla başladığım yolculukta nihayet Pritt'e varmıştım ama artık Adel'in stick yapıştırıcısına geçtim. Bilmiyorum benim gibi Pritt kullanmakta zorlananlar var mı, takıntılı olduğum konular kimine gereksiz gelebilir ama yapıştırıcı da önemli bir mesele. Adel kâğıt üzerinde tam istediğim gibi daha akıcı ve daha pratik.)

Yazmak gibi gazete okumanın da büyük faydaları var.

11 Ekim 2017 Çarşamba

Sami Tarıca, Yves Klein ve Zebra Classe


Bu günlerde Galeri Nev'in yayımladığı, Sami Tarıca'nın 99 yıllık uzun hayat öyküsünü anlattığı, "Sanat Dünyasına Nasıl Girdim ve Yves Klein Üzerine Bir Söyleşi" isimli küçümen bir kitabı okuyorum.

Sami Tarıca (1906-2005)


İzmir doğumlu Sami Tarıca (Tarihi Asansör'ü yapan kişi dedesi imiş), bir antika halı tüccarıyken, 50 yaşından sonra hayatına yeni bir yön çizmiş ve sanat dünyasına adım atmış, Yves Klein ve Jean Fautrier gibi isimlerin eserleri satan ünlü bir galerici olmuş. (Oğlu Alain Tarica da babası gibi zeki ve vizyon sahibi biri, sanat dünyasında ünlü bir isim.)

Böyle kısaca anlattığıma bakmayın, Alman ordularının Fransa'yı işgal ettiği vakit o da sıkıntıya düşüyor. Nazi subaylarıyla yaşadığı didişmeyi, cesareti ve inatçılığı görünce şaşırmamak mümkün değil.

Çağdaş sanatın önemli isimlerinden Yves Klein ise, kısa hayatında (34 yıl yaşamış) mavinin bir tonuna (Klein mavisi) adını verip patentini almış renk mucidi sıradışı bir sanatçı.

Yves Klein (1928-1962)


“Klein, rengi resim yapmak için değil, zamanın ötesinde, maneviliğe yakın, hemen hemen simyacı bir uhrevi durum yaratmanın aracı olarak kullanmıştır. Kullandığı renkler içinde mavi, parıltısı ve maddi olmayan dünyaya açılışıyla en önemlisidir. Onun mavi monokromları resim değil, koskoca bir boşluğa açılan kapılardır.” (Kerry Brougher)



KİTAP OKUMAYI SEVEN KALEM: ZEBRA




Hep kalemlerim kitapları seçerdi, bu sefer tersi oldu.

Nasıl oldu anlamadım ama Zebra Classe isimli artık üretilmeyen mekanik kurşunkalemim bu kitabı okumak istedi sanki. Ne zaman kitabı okumaya başlasam elim bu kaleme gitti. Diğerleri bir kenarda kaldı. Belki de dostum şair Nihat kardeşimi hatırladım. Epeydir görmüyorum kendisini. (Bazı kalemlerimin Nihat ile vefa bağı var.)


Zebra müthiş kalemler yapan bir Japon firması. Kayda değer bir tarihçesi var, 1898 doğumlu Japon Zebra'nın bir de Amerika'daki şubesi Zebra Pen Corp. bulunuyor. Ancak bu Zebra başka, bağımsız bir şirket, bir yandan Japonya'ya bağlı ama Amerikan topraklarında özerklik ilan eden bir yapıda. Çok eğlenceli bir internet siteleri var, muhakkak bir göz atılmalı derim. (Bu arada Zebra Pen Corp. geçen ay 35. yaşını kutladı.)



Reha kardeşim de bilir, Zebracı değil Pentelciyim (özellikle Pentel 200 serisi) fakat Classe hiç de öyle görünmediği halde çok çekici bir kalem, eski bir arkadaş gibi kitabı okurken eşlik etti bana.
Bu sabah ise yine kitabı okumak için masaya oturduğumda (bitmesin diye azar azar okuyorum) bütün bu hayatları düşündüm, sonra günün tarihine baktım, doğum günüm imiş, 46 yıl kuş gibi uçmuş geçmiş.