29 Aralık 2017 Cuma

2017 Notları




1. Nesin Vakfı yöneticisi boyama kitaplarının çocuklardaki yaratıcılığı öldürdüğünü söylemiş.

Ben de öyle düşünüyorum, hazır desenli boyama kitapları düşünmeye vakti olmayan yetişkinler için iyi, çocuklar için berbat bir şey.

2. Türkiye'nin ilk plak kültürü dergisi Plak Mecmuası çıktı. Yayın düzeni 3 aylık.

Her merakın kendisine ait dergisi/dergileri olmalı. Yetmez aslında, her merakın en az bir kitabı/kitapları/kütüphanesi de olmalı. Ne yazık ki hakikat öyle değil. Pek çok merakın, ilginin kendisine ait bir yayını bile yok varsa da dişe dokunur değil. Analog kültür için yapılan her girişim hayırlı bence. Tatlı yönleri de var ama çevremiz dijital kültürün acı meyveleriyle dolu maalesef.

3. Dolmakalem kartuşlarının neden ısrarla kulanılmaya devam edildiğini anlayamadığım bir yıl daha geçti. Gerçi insanın doğasında var, çöp üretmeyi seviyoruz.

4. Puşkin tepelerinin yanında duran fincanım maalesef sakarlığımdan dolayı yere düşüp kırıldı. Bu da Lamy 2000 kaybından sonra bir başka üzüntü kaynağı. Keşke kintsugi sanatını bilen birini tanısaydım. Kırık ama masamda duruyor hâlâ.

Kintsugi (veya kintsukuroi) kırılan porselen veya seramik nesneleri altın veya gümüş gibi değerli bir madeni de kullanarak birleştirme sanatı. Böylece gönülden bağlı olduğunuz bir fincanı hem kullanmaya devam ediyorsunuz hem de eskisinden daha değerli oluyor. Bence kullanmaya devam edebilmek yeterince değerli. Çünkü tamir edilebilen şeyler çok değerli.



5. Bu yıl en sevdiğim mürekkep yine Sailor Doyou oldu. (Aniki mürekkeplerin yeri ayrı, onlar sınıflandırma dışı. Özellikle Küba.)

6. Her şeyin başı sağlık.

İyi seneler olsun.

7 Aralık 2017 Perşembe

Guillermo Rosales ve Felaketzedeler Evi

Ali Bulunmaz bugünkü Cumhuriyet Kitap'ta yazarı ve kitabı anlatmış.

Günün güzel haberleri Jaguar Kitap'tan geldi.

Jaguar Kitap'ı biliyorsunuz, arada sırada söz ediyorum.

Bence memleketimizin en iyi 4 yayınevinden biri, genç yaşında başardığı işlere baktığımda ise birincisi diye düşünüyorum. Çünkü arkasında çok sevdiğim bir bibliyofil var.

Felaketzedeler Evi ise yayınevinin yeni mahsülü. (Çorbada editör olarak benim de tuzum var.)

Kitaba gelince Felaketzedeler Evi sert bir eser. Acımasız bir kitap. İçinde pek çok şey var, bazen ağlamamak için zor dururken kimi zaman kitabı duvara fırlatmak isteyebilirsiniz.

Felaketzedeler Evi'nde öfke, delilik, kötülük ve aşk var. Kısa ve net cümlelerle, takıntılı tekrarlar ve sürgünde yaşayan tuhaf kahramanlarıyla rüzgâr gibi başlayıp bitiyor.

6 Aralık 2017 Çarşamba

Bibliyomani

Sol sayfalarda elyazmasından örnekler olması kitabı çok güzelleştirmiş.


Gustave Flaubert'in Bibliyomani isimli eserini bir çırpıda okudum.

Dünya edebiyatın dahi isimlerinden biri ve modern edebiyatın kurucularından Gustave Flaubert ilk kitabı Bibliyomani'yi daha 14 yaşındayken yazmış.

Bir yandan gerçek bir olaydan yola çıkan öyküyü okurken bir yandan yazarın üzerini karaladığı kelimelere, sayfada uçuşan harflere bakıyorum da etkilenmemek mümkün değil. 

Zaten öyle birini anlatıyor ki sıkılmak pek mümkün değil: 
“Bu adamın sahaflar ve eskiciler haricindeki kimselerle konuşmuşluğu yoktu. Ketum olduğu kadar hayalperest, nemrut olduğu kadar mahzun bir adamdı; tek bir düşüncesi, tek bir sevdası, tek bir tutkusu vardı: Kitaplar.”

Bu duruma bibliyomani deniliyor. Mecnun'un hep Leyla'dan söz etmesi gibi, marazi kitap düşkünleri de âşık oldukları kitaplardan başka bir şey düşünmez. Flaubert'in Bibliyomani kitabında da böyle biri var. 

Bibliyoman ile bibliyofil bazen karıştırılıyor ancak ikisi aynı şey değil. Bibliyofiller aşırı kıskanç değildir daha çok okuma tutkunudur. Bibliyoman ise okumaktan ziyade nesne olarak kitaba âşıktır, kitap hastasıdır. Bibliyofil ise kitap sever, aşırılıktan kaçınır. İlginç olan şudur, bibliyomanlar arasında okuma yazma bilmeyenler bile olabilir. Zaten bibliyomanlara, bizde bir vakitler mecânîn-i kütüb (kitap delisi) denilmiş. Kütüb, kitaplar; mecânîn ise "mecnun"un çoğulu, mecnun da bilindiği gibi deli divane anlamında.


Kitaplara düşkünlük denilince, aklıma Katip Çelebi, Ali Emîrî ve İbnülemin Mahmud Kemal İnal gibi isimler geliyor. (Daha başka isimler de var.) Bu değerli insanlar, bibliyofil tanımına uyuyor; kitap topluyorlar, bunun için çok para ve çok zaman harcıyorlar. Kendileri kitap düşkünü ama bibliyoman değil, geride halen faydalandığımız önemli eserler bırakmışlar. "Kitabı aldım; eve geldim. Yemeyi, içmeyi unuttum. Bu kitabı, sahaf Burhan 33 liraya sattı. Fakat ben bunu birkaç misli ağırlığındaki elmaslara değişmem." diyen Ali Emîrî Efendi olmasaydı belki de Dîvânü Lugati't-Türk kayıplara karışacaktı.


Bibliyomani biter bitmez Tütüncü Çırağı'nı okumaya başladım.


Kitabın boyutu da çok güzel.

Kapak, bu seride (Geceyarısı Kitapları) hep olduğu gibi sade. Hem okumayı sevenler hem de kitap düşkünleri kaçırmasın derim.

Yazı biterken, müstehzi bir ifadeyle "Kitap içenlere selam olsun!" demek geçiyor içimden.

1 Aralık 2017 Cuma

Doğan Hızlan ve kalem bağ(ım)lılığı



Sabah, Hürriyet gazetesinin Kitap Sanat ekinde Doğan Hızlan'ın "Ben bir bağımlıyım" başlıklı yazısını okuyunca gülümsemeden edemedim.

Hele yazısında geçen o meşhur öyküyü her dinleyişimde bende de aynı bağımlılığın (blogun okurlarını düşününce bizde de demek gerekir belki) olduğunu her defasında yeniden anlıyorum:

"Cumhuriyet’te çalıştığım yıllar. Bir gece eve geldim ve o gün aldığım dolmakalemimi masada unuttuğumu fark ettim. Pijamalarımı giymiş oturuyorum. Yine pijamamın üzerine robdöşambrı geçirdim, bir taksi çağırdım ve gazeteye giderek masamda unutuğum kalemimi alıp döndüm. Gece çalışan arkadaşlarım merak içinde ne olduğunu sorduklarında da yazımda bir yeri merak ettiğimi, onu kontrol etmek için geldiğimi söyledim.
Ertesi gün gazetenin o dönem genel yayın yönetmeni olan rahmetli arkadaşım Oktay Kurtböke odama gelip gece yarısı apar topar neyi düzeltmeye geldiğimi sorunca işin aslını anlattım.
Kahkahalarla güldü."