Üç hafta önce, aralarında benim gibi ziyadesiyle tembel bir mürekkepseverin de bulunduğu blog yazarları arasına bir de mürekkep faresi katıldı.
Yazmayı ve paylaşmayı seven birinin daha aramıza katılmasına çok sevindim. İşte böylece http://murekkepfaresi.blogspot.com/ adresini izlemeye başladım.
Bu blogta latif yazılar arka arkaya geliyor ben de okuyordum. Bir gün "Hediye çekilişi..." başlıklı bir yazı gördüm. Blog yazarımız Aslı Hanım elindeki Iroshizuku'lardan birini okurlarıyla paylaşmaya karar vermişti. Daha önce Tuareg kabilesinden bir Iroshizuku ile birlikte yaşamıştım, ama mülkiyeti bana ait olmadığından geri göndermiştim. Dolayısıyla elimdeki onca mürekkep arasında bir tane bile Iroshizuku yoktu, ben de prensiplerimden birini çiğneyiverdim o dakikada. (Aziz arkadaşlarım, bakın mürekkep insana neler yaptırıyor.) Katıldım katılmasına ama sonra çekilişlerde yüzümün pek gülmediği geldi aklıma. Yine de bir umut beklemeye başladım.
Geçtiğimiz cuma günü de doğum günümdü. Uzun seneler, anlamsız bulduğum için doğum günlerimi kutlamadım. O gün dünya işlerinden uzak kalabilirsem "neredeyim, nereye gidiyorum" diye düşünmek bana daha iyi geliyordu. Yine de insan doğum gününden kaçamıyor bazen. Geçen sene de bir kutlamaya yakalanmıştım. Bu sene de dünya tatlısı bir kişi doğum günümü hatırladı ve bir hediye verdi. "Armağan almak güzel şeymiş meğer" dedim bu sefer.
Galiba yaşlandıkça değişiyorum. O yüzden iki gün önce başta Rüştü Bey olmak üzere mürekkepsever arkadaşlarımdan telefonlar gelince şaşırdım. Meğer çekilişi ben kazanmışım! "Bir hediye daha" dedim kendi kendime, bu yılki doğum günü kutlaması güzel geçiyor.
Bugün de ofise geldiğimde masamda bir kutu buldum.
Kutuyu açtığımda Iroshizuku ku-jaku ve gözlerimi yaşartan minik bir notla karşılaştım.
Mürekkep Faresi'ne teşekkür ediyorum.
Daha önce yazmam gerekirdi biliyorum, ancak daha önce de itiraf ettiğim gibi çok tembelim, yazmaya üşeniyorum.
Bu güzel vesileyle yeni blogun hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.
Ku-Jaku mürekkebiyle dolu bir şişeden dünyaya bakmaya çalıştım.
Rengi çok güzel.
Mürekkebimiz hiç bitmesin.
14 Ekim 2013
17 Ağustos 2013
Mürekkep falı
Islak dolmakalemleri seviyorum. Kağıda cimri davranmayan, gönlümüzden akanları olduğu gibi döken dolmakalemler bana daha iyi geliyor.
Bir de şu mürekkep lekeleri iyi geliyor.
Dolmakalemin ucunu temizlerken dökülen mürekkebe de bir tür fal gibi bakıyorum. Boşuna dökülmüyor diyorum o damla. Mürekkep lekelerini bir battaniye gibi üzerime örtmek, altında kaybolmak, günlük dertlerden kaçmak istiyorum. Zamanın çok daha ağır ilerlediği, günlerin birbirinden ayrılmadığı bir yerde olabilseydim. Keşke mürekkep lekeleri gibi kağıda yayılıp dinlenebilseydim.
Kahve falı uzaklara bakıp gelecekten dem vurur. Oysa mürekkep falı geçmiş zamandan haber verir. Mürekkep falı daha derine akan bir zamanı görür, daha içe dönük, daha acımsıdır.
Mürekkep lekeleri, kalbin çatlamış yekpare zamanından söz eder.
Mürekkep lekeleri, ayrılıktan ve kederden ibarettir.
Mürekkep de birlikte olmaktan, bir olmaktan ve özlemekten başka bir şey değildir.
16 Ağustos 2013
Başka bir gün
Ergun Tavlan'ın, Heves dergisindeki yayımlanan şiirindeki bu dizeye tam da balkonda gazete kokularıyla yayılırken denk gelmiştim. (Gazete kesmekten canım sıkılınca yanımda her zaman bulundurduğum bir dergi veya bir kitaptan bir şeyler okuyarak dinlenir, kendime gelirim.)
Şiir, hayata akınca başka bir gün oluyor diye düşündüm.
Gazete kokularıyla balkonda yayılırken gazetelere, makasa, yapıştırıcıya, dolmakalemlere ve yanımda bulunan defterlerime baktım. Gazete kokularıyla balkonda yayılırken içimde büyüyen başka çizgileri izledim.
Gazete kokularıyla balkonda yayılırken şairlere sevgim daha bir çoğaldı. Gazete kokularıyla balkonda yayılırken, başka şairler iyi ki şiir yazmaya devam ediyorlar dedim. İyi ki başka şairlerin aklındaki o muhteşem, o karanlık, o delirtici mürekkep bitmiyor.
Gazete kokularıyla balkonda yayılırken gözlerimi kapattım. Akşam sularında yıkanmış eski şairleri hatırladım. Gazete kokularıyla balkonda yayılırken ne kadar ömrüm kaldı acaba diye kederlendim. Gazete kokularıyla balkonda yayılırken, başka şair, beni anlıyor galiba dedim.
Gazete kokularıyla balkonda yayılırken başka şairlere daha çok inandım.
Başkaları da benim gibi başka oluyor mu bilmiyorum.
---------------------------------------------------------
Ek okumalar: http://www.bachibouzouck.com/index.php?option=com_k2&view=itemlist&task=user&id=2054%3Atavlanergun&Itemid=269&lang=en
13 Ağustos 2013
Benim güzel defterim
Defter güzel şey. Seviyorum.
Sabah, hayranı olduğum ve çok sevdiğim bilge bir dostumla yaptığım sohbeti defterime yazdım işte böyle. Fotoğrafın bulanık oluşuna takılmayınız. Net olan yazma yazma hevesidir.
İyi defter de bulmak ne zordur bu arada. Dolmakalem ise hep rahatına düşkün, yanım yörem güzel olsun istiyor. Ruh durumumuza da uyum sağlıyor ama. Önüne ne konsa yazmak hevesiyle dokunuyor. Hayal kırıklığı yaşanıyor çoğu zaman. İyi dolmakalem her yerde bulunur fakat iyi defter nadir kitap gibidir, öyle kolay kolay bulunmaz. Üniversitede kağıt dersi almış, Fatih devri elyazmalarına dokunabilmiş biri olarak kendimi çok şanslı sayarım, en iyisinden en müptezeline kağıdın türlü türlü hallerini gördüm.
Peki ne anladın derseniz söyleyeyim: Anladım ki iyi kağıt başka, dolmakalemin kendini evinde gibi hissedeceği iyi kağıt başkadır. Bilmem kaç gram ağırlığında olsun dolmakalem o kağıda yazamıyorsa, gönlünce akamıyorsa hiç yüz vermeyin derim.
İyi kağıda sahip güzel defteri arayın.
Aramaya inanın.
Bulacaksınız.
08 Haziran 2013
Kahrolsun bağzı şeyler!
Her yerde harfler var. Kimi 'usta' ve kibrinden sağlıklı düşünemeyenlerin yüzünde kararmış, soğuk harfler var. Onların ağaçların değerini ve nehirlerin boşuna akmadığını bilmeleri ve anlamaları çok zor. Görünen o ki hiç anlamayacaklar. Zihinlerindeki, kalplerindeki harfler katı ve dogmatik. Değişime ve haysiyet mücadelesine karşı buz gibiler.
Oysa direnişin ruhuna sahip olanların yüzünde sıcacık ve ışıl ışıl harfler var.
Öyleyse, yazı rüyadır.
Yazı aşktır.
Yazı mütevazıdır.
Yazı insandır.
Yazı onurdur.
Yazı mahremiyete saygıdır.
Nihayet, yazı, umuttur.
Ne dün var ne yarın.
Şimdi, bizi kurtaracak olan umuttur.
28 Mayıs 2013
"Çekilse kulağımdan hatıraların dili"
| Sağda görülen Senator dolmakalem vesilesiyle zarif insan Rüştü Onduk'a selamlar;) |
Başlık Sabahattin Ali'nin 'Ruhumun Dalgaları" şiirinden bir dize.
Yazdıklarımızın daha yazar yazmaz bir hatıraya dönüşmesi ne tuhaftır.
Mürekkebin kuruma hızı zamanın küçük bir göstergesi.
Kağıt yerine ele akan mürekkepler de var.
Ellerime yazı yazmayı çok seviyorum.
Ellerimi yıkadıkça harflerin belirsizleşmesi, silinmesi çok manidar.
Ömrümüz de mürekkep gibi değil mi?
18 Mart 2013
Kağıttan Gömlek
Fotoğrafta görülen satırlar, 1943 tarihli 'Vadim o kadar yeşildi ki' isimli meşhur romanın arka kapağına yazılmış.
Kitabın sinema uyarlaması daha ünlüdür ve yönetmeni bilinir de Richard Llewellyn isimli yazarı pek bilinmez. Çevirmenler Metin Toker ve Emir Kökmen. İkinci Dünya Savaşı bütün hengamesiyle sürerken böyle zorlu bir zamanda bu kitabı yayınlayan ise, 'İktisadi Yürüyüş Matbaası ve Neşriyat Yurdu'. Kitabı sahafları gezip böyle ganimetler bulmaya çok meraklı bir arkadaşımdan almıştım. Kendisinin bu kitapla ilgili enfes bir yazısı var. Ama benim derdim kitapla ilgili değil, kitabın arkasındaki cümlede:
"Ruhum ellerde dolaşan kadehler gibi boşalmış durmaktadır" cümlesi uzun zamandır kitabın arkasından bana bakıp duruyor.
Böyle muazzeb cümlelerle olmadık yerlerde karşılaşınca şaşırıyorum. Düşünmeden edemiyorum, biz yazarken ne yapıyoruz aslında? Okuyanlar ne düşünüyor?
Elimizde sevdiğimiz bir kalem ile yazıya başlarken, yazıya karışırken, yazıyla hemhâl olurken, aslında çıplak gibiyiz. Düşünmek zaten kendi başına bir mülk. Zihnimizden geçenler ise mürekkebin akışkanlığında, olgunluğumuz ve tabiatımızla uygun bir hızla kağıda dökülürken biz üşüyoruz ve çıplak gibiyiz. Bazen bir çıkış bulamayıp, dünyaya razı oluyoruz. Küçük isyan cümlelerinden öteye gidemeyip, bizi daha aşağıya çeken vasata teslim oluyoruz, küsüyor ve daha iyi bir hayat istemiyoruz, sanki çıplak gibiyiz.
Ama başkaları da var.
Kimi bir kenarda solgun bekleyen, kimi kısık ateşte kavrulan başka türlü beslenen, başka türlü konuşan güzel insanlar var. Onlar ipekten yapılmış kederli gömleklere bürünüp yazıyor. Onlar yazmakla kalmayıp hayatımızı daha mânâlı kılıyor. Onlar, cümle acılara, insanın çiğliğine katlanabilme gücü veriyor. Onlar yazıyla bize yaklaşıyor, bizi iyileştiriyorlar.
Ne zaman dertli harflerle karşılaşsam, yazana katlanabilme gücü diliyorum. Yazıyla, çiziyle uğraşan her insan dertlidir. Derdi olmayan zaten başka bir yerde geziniyor.
Yazı yazmak öyle bir hâl ki, hâlimizin, kalbimizden geçenlerin görünmesi için, akıldan sızması gereken harflerin, görünmeyen, gizli dehlizlerden çıkarak, kağıttan gömlek giymesi gerekiyor.
Harflerimiz, kağıda döküldükçe, önceki harflerin yanına dizildikçe biz de örtünüyor gibiyiz, kağıda ve harflere bir aynaya bakar gibi bakıyoruz ve o zaman sanki çıplak değiliz.
| Detay, Halim Efendi'nin Meşk Murakkaı, Kubbealtı, 2011 |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
