27 Kasım 2010 Cumartesi

Lamy Sevenler Buraya



Bir kırtasiye dükkanında bir yandan kalemlere bakıyor bir yandan konuşuyoruz arkadaşımla.

"Neden bu kadar çok seviliyor Lamy kalemleri?" diye soruyor arkadaşım, tabii konumuz Lamy Safari ve Lamy Al-star dolmakalemleri -diğer Lamy ürünleriyle aramız hoş değil. (Lamy 2000 hariç. Ancak onun sınıfı bambaşka.)

"Basitliği, sade oluşu, ergonomisi ve fiyatının uygunluğundan dolayı" diyorum.

Ama bunlar bütünüyle doyurucu yanıtlar değil. Çünkü 1980'lerden beri kimilerinin abartıldığı düşündüğü bu renkli plastik kalemler evvelâ genç insanların gönlünü almasını bilmiş, insanları dolmakaleme, yazı yazmaya özendirmiştir. Önce diğer firmalar tarafından sessizlikle karşılanan Lamy Safari ve onun bir üst sınıfı Lamy Al-star modelleri daha sonra sürekli taklit edildi.

Lamy Safari ve Al-Star kalemlerin bu kadar sevilmesinin temel nedeni çok daha pahalı dolmakalemlerin yapamadığı bir şeyi, yazı yazmanın hazzını duyurması, insanın yazıya eğilmesinin güzelliğini mütevazı bir tavırla duyurması. Daha pahalı ve daha fazla emek verilmiş diğer dolmakalemlerin çoğunda Lamy Safari'lerin pratik oluşundan, sevimliliğinden eser yok.

Tam bu sırada satıcı da söze karışıyor ve "Ne var bu kalemlerde anlamadım, bu gidişle ben de bir tane alacağım," diyor.

Fakat satıcı istediğimiz Lamy dönüştürücüyü bulamıyor, "Çok söyledik firmaya ama halen gelmedi" diyor.

Bir başka dükkana giriyoruz, onlar da bakıyorlar bulamıyorlar fakat biri çıkıp yandaki bir başka dükkandan alıp geliyor.

Akşam oluyor bu arada, gün bitiyor.

Mürekkep şişesinin gölgesinde düşünceler



Belki değişik bir mürekkep bulurum diye gezinmeye ve yeni deneyimler edinmeye devam ediyorum. Tabii aradığım hiçbir şişeyi bulamadım yine. Bir de kırtasiyecilerin şişenin kapağını açıp mürekkebi göstermeye yanaşmaması çok garip bir tutum, gezdiğim yerler arasında bir tek Panter Kırtasiye şişeleri açıp bir kağıda yazıp mürekkebin rengini gösterdi. Orada da istediğim mürekkep yoktu, gerçi pek şık mürekkep şişeleri vardı ama bunlar daha çok süs amaçlı mürekkeplerdi, fiyatlar da yüksekti biraz.

En çok rastladığım ve garip bir şekilde çok popüler olan şey hediyelik kuştüyünden kalemlerin ve minik mürekkep şişelerinin bulunduğu setler! Bu kuştüylü kalem setleri aslında yazma amaçlı değil. Fakat demek ki çok satılıyor.

Buradan yazıyla ilişkinin çoğunlukla 'göstermelik' olduğu sonucuna varıyorum. Tıpkı bu setlerdeki mürekkep şişeleri gibi hiç açılmayacak veya bir hevesle deneme yapıldıktan sonra masadaki yerine konacak şişeler ve ergonomik olmayan süslü kalemler gibi yazıya uzak bir hayat sürüyoruz galiba.

Oysa yazı bir şenliktir, güzelliktir, keşiftir, insanın kendisine ve tarihine açılan bir kapıdır. Halis ve akıcı mürekkeple dolan kalemler akacak kâğıtlar bulursa hiç durmaz emin olun.

Canları sıkılan, hayattan bezmiş, günlük yaşantının içinde eriyip duran, çeşitli -hiç bitmeyen ve bitmeyecek olan- işlere teslim olmuş, yaşama sevincini kaybetmiş insanlar! Onlar küçük güzellikleri de görmezden geliyor, mürekkebi kurumuş ve tıkanmış bir kalem gibi hiç uyanmayacağı kötü bir rüyada yaşıyor ve karmakarışık bir hayatın ortasında olduğunu düşünmüyor! Uyanmak gerek. İstemek gerek. Biraz bilgi ve biraz da tebessüm gerek.

İyi tasarlanmış bir mürekkep şişesi, yine süs için değil yazmak için tasarlanmış bir dolmakalem, kalemi küstürmeyecek bir kağıt, popüler olduğu için değil gönülden okunacak bir kitap, kaliteli bir hayat sürmek için yeterli.

Kalemin markası, mürekkebin rengi, kağıdın-defterin cinsi size kalmış artık.



 
Bethge (J. Herbin)


Pelikan Edelstein
Montegrappa

Montblanc
 

26 Kasım 2010 Cuma

Rotring Brillant



Rotring Brillant çok güzel bir mürekkepmiş. Siyah olanı aldım ve adı gibi parlak bir siyah renge sahip çıktı, fiyatı da kalitesine göre çok iyi, sadece 10 lira verdim. Dün Parker Quink Black almıştım (7,5 lira, 57ml yeni logolu şişe) fakat yazmaya başlayınca mavi-siyah (blue-black) olduğunu gördüm. Bu açıdan bakınca Rotring'in mürekkebi insanı aldatmayan cinsten. Sheaffer de aynı Parker gibi tam siyah değil, neredeyse gri diyebileceğim melankolik bir tona sahip. Rotring'den sonra şimdiye kadar gördüğüm en güzel siyah renge Caran d'Ache'ta rastladım. Caran d'Ache'ın fiyatı ise 25 lira. (Yeni şık ağır cam şişelerdekiler ise 35 lira civarında.)

Satıcıların çoğunu gezdim ve mürekkep konusunda iyi olan, elinde yeterince çeşidi olana rastlamadım henüz. Hangi dükkana giderseniz gidin fazla çeşit bulamıyorsunuz. En fazla mürekkep barındıran yerde ise bir Herbin çeşitleri vardı, orada da diğer markalar yoktu.

Kırtasiyeciler mürekkebe gereken önemi vermiyor ve çeşit bulundurmuyor.

24 Kasım 2010 Çarşamba

Mürekkep şişesi zamanı



Bazen öyle mürekkep şişeleri görüyorum ki, hayran olmamak mümkün değil. Yazıya giden yoldaki güzellikler bunlar.

20 Kasım 2010 Cumartesi

Şiire batırılmış dolmakalem: Danitrio Fellowship






"The special edition Danitrio Fellowship fountain pen, a collaborative effort between members of Fountain Pen Network (www.fountainpennetwork.com), spearheaded by Kevin Cheng (winedoc), and Danitrio and Master Maki-e Artist Tatsuya Todo (Kosetsu-san). The haiku, by Basho, is:

"Hamaguri no
Futami ni wakare
Yuku Aki zo"


Şiirin Türkçe'si yok ne yazık. Fakat haiku tarzı şiirlere aşina olanlar, Başo'yu bilenler istedikleri bir şiiri düşünebilirler, ben öyle yaptım:

"Sallanıp durur
sarmaşıkların sardığı köprü
Hayatımız gibi."

Bir zararı yok bu çevirinin. Ama yazıyla mürekkeple bir ilgisi varsa eğer kesinlikle bilmek isterdim. (Bu arada haiku ile ilgili bir kitap görürseniz alın, bu şiir türüyle daha önce tanışmadıysanız çok üzüleceksiniz. Oruç Aruoba'nın adını da bir kenara yazın, Aruoba'nın çevirileri ve haikuları mükemmeldir, Japonca bilmiyorum ama bu şiirleri okuduğum vakit sevgi dolu olduğunu anlayacak kadar şiire inancım var, merak duyanların okumasını dilerim.)

Yukarıda görülen Danitrio dolmakalemi, Fountain Pen Network üyeleri Kevin Cheng'in de katkılarıyla usta Tatsuya Todo tarafından maki-e tekniği ile üretilmiş. Maki-e (lak) beceri isteyen ve yüzlerce yıllık geçmişi olan kadim bir boyama tekniğidir. (Pelikan'ın da benzer kalemleri var.) Bu tarz özel yapım kalemler, yaratıcılıkla birleştiğinde ortaya böyle muhteşem sanat eserleri çıkıyor.

Kaleme böylesine özen göstermenin, bir kalemin üzerine bunca titremenin nedeni nedir peki? Yazı kültür ister, yazıya giden kalemler de öyle. İyi kalem özlemi, yazıya duyulan saygının ve sevginin bir göstergesidir. Yazı araçları nihayet yazıya giden yolda bir merhaledir, fakat izan sahibi kişi sadece yazı değil yazının güzelliğine götüren kalemlerin de itibar sahibi olması gerektiğini düşünür, değersiz kalem yoktur aslında, ancak unutmamak gerek: Kalemlere ve mürekkebe gereken özeni gösterirseniz yazınız da o ölçüde değerli olur sizin için.

İyi-kötü ne olursa olsun, kalem kendisini taşıyan kişiye benzer. Kişi yazı yazmayı seviyorsa, yazı güzel olmuş, çirkin olmuş hiç önemli değildir, insan dünyanın ve hayatın bir mürekkep gibi aktığını biliyorsa kalemi de güzelleşir zaten, yazısı ise değişir, başkalaşır, daha başka görünür. Çünkü yazı hiç bitmez evet, ama insan biter, kalem tutan eller kaybolur da bir gün, aynı kalemle başka eller yazı yazar.

Kalem, yazı için, hayat için, yaşanacak günler için ve hatıralar için bir övgüdür.

Carpe memoriam.



Kaynaklar/Sources:

1. Danitrio Fellowship Pen

2. Danitrio Fellowship fountain pen, nib, cap (By ethernautrix)

3. Danitrio FPN Fellowship Maki-e Pen (Shinchan's Fountain Pen Pilgrimage)

18 Kasım 2010 Perşembe

TWSBI ve kalem satan dükkanlar





Aylardır şu sayfadaki fotoğraflara bakıyorum. Tayvanlı bir kalem üreticisi olan Twsbi ismine internette gezerken rastladım. Dolmakalem ve mürekkep şişelerindeki tasarım kolaylıklarına bakıp da iç geçirmemek elde değil. Gerçi yukarıdaki fotoğrafta bulunan mürekkep pek uçuk ve hiç bana göre değil ama kalem ve mürekkebin şişesi bir harika.

Ne yazık ki ülkemizde yok böyle güzellikler, senelerdir hep aynı markaların en çok satılan popüler ürünleri satılıyor, çeşit yok denecek kadar az, sadece Sirkeci'de değil, Nişantaşı'nda bile lüks kırtasiyelerde istenen mürekkep ve kalem çeşidi yok. Ayrıca hayır, herkes mavi mürekkebi sevmek zorunda değil. Geçenlerde Sirkeci'deki kalem satan dükkanlara bakınıyordum bu tarz adı pek duyulmamış markaları bırakın çok bilinen markaları bile bulmak zor.

Asıl şaşırdığım nokta ise işi kalem satmak olanların kalem merakının olmaması! Anlayamadığım bir başka nokta ise 50-60 yaşına gelmiş bazı adamların kalem soran meraklı insanlara kötü davranması. Bu konuda çok dertliyim. Eğer kalemi satın almıyorsan "senden kötü bir insan yok" bakışıyla dövmekten beter ediyorlar. Sorulara da en minimal şekilde cevap vermeleri de bir başka saçmalık. "Kalemi 5 saniye içinde beğen, hemen parasını ver ve arkana bakmadan git" tavrıyla satış yapıyorlar.

Kalemlerin fiyatlarındaki dalgalanmalar da bir başka sorun. Yan yana duran iki dükkan arasında aynı üründe fahiş fiyat farklılıkları olabiliyor. Birinde kalem 30 lira ise diğerinde aynı kalem 50 lira! Kalemleri kutusuz satanlar, sattıkları kaleme güzel davranmıyorlar, kalemleri temizlemiyorlar, vitrinden bir kalem çıkarmayı ağır bir iş olarak görüyorlar.

Misafirperverlik, müşterinin gönlünü almak bir yana satıcılar kalem beğendirmek için bile hiç uğraşmıyorlar. Öyle ki dolmakalemleri mevcut uç ile almak zorundayız sanki, ucun değiştirilmesini teklif ettiğinizde "Değiştiremeyiz" yanıtı tokat atar gibi söyleniyor, oysa ucun değiştirilmesini istemek bir lütuf değil dolmakalem alıcısının temel haklarından biridir, dolmakalem alıcısı kalemi kutulu ister, kutusuz kalem satmaya teşebbüs etmek dahi bence ayıptır.

Yedek kalemin faydaları üzerine



Aslında çok yazan birisi değilim, ancak hiç yazmayanlara göre çok yazıyor sayılırım sanki. :) Sabah, evden uzakta bir şeyler karalarken, çok sevdiğim mürdüm eriği renkli dolmakalemimdeki koyu mor Waterman işi mürekkebin sağlıklı akmadığını görünce bozuldum biraz, adet olduğu üzere kalem önce silik yazmaya başladı, ardından yazmamaya. Netice: Mürekkep yazı olup uçmuş. Evden uzakta böyle zamanlarda, hele akla birtakım fikirler üşüşmüşken, ortada kalmaktan hep korktuğum için her daim dolu olan yedek bir-iki kalem bulundurmanın faydasını da böylelikle görmüş oldum.

"Niye bu kadar kalem taşıyorsun?" diye soranlar var, bunu soranların mühimce bir kısmı kalem dahi taşımıyor oysa, kalan kısmına da "Senden kalem istemeye utanırım" diyesim gelir bazen, çünkü genellikle bırakın yedek kalemi bir kenara, kalem taşıyanlar az, hele iyi kalem taşıyan parmakla gösteriliyor, dolmakalem taşıyanlar ise nadirattan sayılır.

13 Kasım 2010 Cumartesi

Kurşunkalemden heykeller



Bu heykelkalemleri yapan Dalton Ghetti isimli bir sanatçı.

Harfleri kıskanmak



110 yıllık bir yazı.

Eski defterleri karıştırınca insanın karşısına neler çıkıyormuş meğer.

Böyle yazılarla karşılaşınca şu harfi nasıl yapmış, bu harfin kuyruğunu nasıl kıvırmış diye kıskanıyorum.

Ama çok da umurumda değil aslında, inci gibi ardı ardına dizilmiş, hep aynı puntoyla yazı makinesi gibi yazanlara hep şaşırmışımdır zaten. Yazı değişken olmalıdır, ruh haline göre iyi-kötü bir havası olmalıdır. Çok düzgün ve kusursuz olan yazılar, aşırı kontrol belirtisi gibi gelir, sıkmamalı kendini insan, iyi yazacağım diye kişiliksiz ve monoton bir tarzı benimsemek yanlıştır bence. Bir harf, bir kelime kendi başına gidebilmeli, kendi başına yürüyebilmelidir.

Hem insan bu, ruh hali hep değişiyor, yazısı nasıl değişmez?

Bir teğmenin seyir defteri




Defterler beni heyecanlandırır. Boş bir defter ise korkutur biraz. Senelerdir yazamadığım defterler birikti evde. Ne zaman yazarım bilmem, belki çocuklarıma kalacak bu güzel defterler. Neyse bugün finebooksmagazine.com sitesinde gezinirken (aslında kitap arıyordum) bir teğmenin seyir defterine rastladım.




Defterin kapağını görünce aklıma İlhan Berk'in defterleri ve defter kapakları geldi. YKY iyi ki basmış bu kitabı. İlhan Berk'in bir şair olmasının yanında bir ressam olmasını da önemsiyorum elbette. Ancak sadece resim değil, yazı sanatının, kendine özgü bir hat sanatının güzel örneklerini de vermiş bir bir sanatçıdır kendisi. Şiiriyle de bağlantılıdır bu resimler ve yazılar. Yazının şiiridir, şiirin de resmidir gördüklerimiz. Zaten yazının temelinde resim yok mudur?

6 Kasım 2010 Cumartesi

Woolf ve Deniz feneri




Original handwritten draft of the “Time Passes” section of Virginia Woolf’s To the Lighthouse.

Virginia Woolf'un el yazısından `Deniz feneri` kitabının bir bölümü.

5 Kasım 2010 Cuma

Galileo Galilei'nin el yazısı



Galileo Galilei (1564–1642), Autograph notes on the satellites of Jupiter, 14–25 January 1611, Morgan Library