25 Mart 2017

Düşünce Çizgileri

Roland Barthes, Yazı Üzerine Çeşitlemeler - Metnin Hazzı, YKY, 2016


Okuduğum bazı kitaplara düşünce çizgileri bırakıyorum. 

İleride aynı kitaba dönüp "Burada ne oldu?" ya da "Burada ne var?" diye ayrıca düşünmek istiyorum.
John Berger'ın Bir Fotoğrafı Anlamak kitabından

Zaten harflerin kendisi de bilmeyene bir bilmece değil midir?



24 Mart 2017

Defterin İyisi Güzeli Nasıl Olmalı?

Çizim için ideal iğne uçlu kalemler (uni-pin yeni, şahane bir kalem), Aniki defter.

Kimileri kalemlere büyük önem verir, ben galiba defterleri daha fazla seviyorum. Lakin şu defter bu defter demek yerine, iyi defter arayışı üzerine çeşitli başlıklar altında notlar almıştım.

KAPAK ÜZERİNE


Her fırsatta kırtasiyeleri geziyorum ve defter bölümlerine de uğruyorum. Kapağında firma adı veya abuk sabuk bir motto (şiar, düstur, özlü söz, hayat görüşü) yazan defterleri sevmiyorum. Kapak kâğıdı kötü olan defterleri hele hiç sevmiyorum. Aradığım şey, dokunduğumda duygusunu hissedebileceğim bir kapak kâğıdı. İkincisi üzerine yazı yazılabilecek bir kapak olması. (Kapağa da not almayı severim. İçindekiler kısmını kapağa yazmak çok basit ve iyi bir yöntem. Maalesef daha kâğıdına gelmeden sadece kapağından dolayı birçok defter gözümden düşüyor. Geriye çok az defter kalıyor. Hatta kalmıyor. Çünkü bu durum üzerinde yazı olmayan kaliteli bir tişört aramak gibidir. Nadir bulunur.


İngiliz yapımı Osmiroid 135, Aniki defter ve Tarih Vakfı'ndan enfes bir eser: Hüve'l Baki (İstanbul'da Osmanlı Mezarlıkları ve Mezar Taşları)

BOYUT ÜZERİNE

Şair Nihat Ateş'in büyük defterleri sevmesine hep şaşırmışımdır. Oysa çok yazdığı için yerden göğe haklı. Bense A6 boyutlarındaki defterleri seviyorum. Uzun uzun yazacaksam da A5 boyutundaki defterlerden iyisi yoktur bence. Boyut konusu kişiseldir. Biraz da günlük pratikle ilgilidir. Eğer çizime düşkün değilseniz büyük defterleri günlük hayatın akışı içinde taşımak zor. Küçük defterler her zaman kolayca taşınır, bir çantaya gereksinim duymaz, çok da önem atfetilmediğinden rahatça yazılır. (Değerli defterler ise evde hiç mürekkep görmeden ölmeye yatar.)


Şule Gürbüz, Öyle miymiş?, Aniki defter, Faber-Castel TGS-1, 0.8 uç.


KÂĞIT ÜZERİNE

Kâğıt en önemli mesele. Eskilerin güzel bir sözü var: Mütemmim cüz, yani olmazsa olmazı, defterin ayrılmaz parçasıdır kâğıt. İyi bir defteri iyi yapan da kâğıdıdır. Kapağı ne kadar efsane olursa olsun, kâğıda bakılmalı, defterin ruhu oradadır.


Kâğıt, kaliteli bir dolmakalemin ucu gibi güzel olmalı, perdahlı, pürüzsüz olmalı. Resim, çizim için pürüzlü, perdahsız kâğıtlara ihtiyaç duyulabilir, orası ayrı. Dolmakaleme uzaylı bir varlık gibi davranacak defterler işime yaramaz sayılır benim için. (Gerçi onları da değerlendirmenin yolları var, ben gazete kesiklerini yapıştırıp kötü kâğıtlı defterleri işe yarar bir hale getiriyorum.) 

23 Mart 2017

Okuma Notları 7

Memduh Şevket Esendal (1883-1952)
Bugün tesadüfen 2012'de aldığım bir notu okudum.

Kısa öykülerin büyük yazarı Memduh Şevket Esendal bir dolmakalem tutkunuymuş. Her gittiği yerden özellikle Parker, Pelikan, Eversharp marka kalemler toplarmış. 

(Kızıma Mektuplar, Memduh Şevket Esendal, Derleyen: Muzaffer Uyguner/ Bilgi Yayınları, 2001)

MŞE, kendi öykücülüğünü ve yalın Türkçesini ise şöyle anlatıyor: 

“Edebiyatı bilmediğimden, marifetsizliğimden sade yazmışımdır. Bilsem, öyle düpedüz yazar mıyım hiç? Köylü bir şeyi söylerken dikine, olduğu gibi söyler... Neden? Süslemesini bilmez, benzetmesini bilmez, anlatmasını bilmez de ondan... Marifetli insanlar öyle yapmazlar. Sözlerine, yazılarına marifetlerini sokarlar, hünerlerini gösterirler... Aslını sorarsanız marifet hayatın içinde, hayata uymayan bir şeydir. Benim dilim kısa... İstediklerimi anlatabilmek güç.” 

(Aktaran Memet Fuat, Varlık, Haziran 1952)

21 Mart 2017

Anouar Brahem ile Kara Kediler

Fotoğraflar zamanda asılı kalan notlar gibi. (foto: Life)

Harfler, kelimeler, siyah kediler gibi geçiyor ömrümüzden. 

"Le pas du chat noir" dinliyorum. Bu müzik beni garip bir hüzne sürüklüyor. 

Elimde kalemle, gazeteden kestiğim haberlerin kenarına notlar alıyorum.

Yazı, sükunet ararmış, bilmem ne kadar doğru, belki de sessizlik bir yazı arıyordur kendine. 

Müzik sona erdiğinde kulaklarımda sanki bir süre daha gölgesi dolaşıyor.

Bilgisayar ekranında bir köşede "7277 dosya işlendi" yazıyor. Dosyalar işlenip duruyor. Düşünüyorum da dünya Sumer uygarlığından önce de hiç sakin değildi, yazı sadece bir başka boyut getirdi dünyamıza. Tıpkı fotoğraf gibi, tıpkı dünyayı paylaştığımız kediler gibi her şey kendi havasını soluyor.

Kediler, harfler gibi, kelimeler gibi geçip gidiyor hayatımızdan. 

17 Mart 2017

Üşenme, Yaz

Marguerite Yourcenar, Hadrianus'un Anıları, Adam Yayınları, 1984 (Adam Yayınları artık yok, Helikopter Yayınları bu kitabın çok güzel bir baskısını yayımladı. Fakat Yourcenar deyince aklıma Zenon gelir. Yeni baskısı yok, zor bulunur ama müthiş bir kitaptır, düşünen her kişiye lazım.)


Teknoloji bizi ele geçirdikçe daha bir üşengeç oluyoruz galiba. Eskisinden daha az yazıyorum mesela. Bir dengesini de bulmak istiyorum, yardımcılar olmadan dengeyi kurmak zor ancak iyi ki kitaplar var. Düşünceleri iyileştirici, uyandırıcı (bugün de uyku günüymüş!) olmayan insanlar çok yanıltıcı oluyor. Ne yazık ki her köşede bu insanlardan bir tane var. En tehlikelileri de örgütçü olanlar (aşırı özgüvenlerinden, bilmedikleri hiçbir konunun olmayışlarından onları hemen tanırsınız). Ben düşünce olarak hiçbir yapılanmaya uzun süre dayanamıyorum. Bireyin özgür ruhunu ele geçirmek isteyen her türlü acı-tatlı baskıyı yıkmak gerektiğini düşünüyorum. Ne yazık ki örgütçü insanların kendilerini çok sevdirmek ve hemen yandaş toplamak gibi bir özellikleri vardır. Benim gibi bireysel takılanlar ise her zaman yalnız kalır. Şüpheci bir yanım olduğundan insanları uyarmak istesem de kimseyi ikna edemiyorum. Bu insanları telefon dolandırıcılarına benzetiyorum. Hani binlerce liralık birikimlerini, evlerini, arsalarını dolandırıcılara kaptıranlar vardır ya. Onlar telefonda konuşurken, "seni kandırıyorlar" deseniz de ikna olmazlar. İnsan tuhaf bir varlık. Çoğu insan kötüyü yüceltmekte, kötülüğü sıradanlaştırmakta yarıştığı halde bu durumun farkında bile değil. Kaçmak, uzak durmak gerek.

Ben de her fırsatta kitaplara sığınıyorum. Okumak büyük devlet. İyi kitaplar okudukça da yazası geliyor insanın. Meslek hastalığı galiba (arşivciyim) yazdığım, okuduğum her şeyin kenarına bir tarih karalarım. Sahaflarda karşıma çıkan bazı kitaplarda da yazılmış tarihler görüyorum. Bu tarihler zamanın içindeki yolculuklar gibi.

Geçenlerde, Pierre Assouline üstadın yazdığı, Yüzyılın Gözü Henri Cartier-Bresson kitabını ikinci kez okudum (YGS Yayınları, 2007) efsane bir eser. Sevdiğim insanların biyografilerini okumaya bayılırım. Kitabın sonundaki sayfaya baktığımda 2007'nin son aylarına ait bir tarih yazdığımı gördüm. Böylece 10 yıl sonra aynı kitaba bir kez daha döndüğümü, yeniden okumakla çok mutlu olduğum için iyi bir şey yaptığımı anladım. Böylece ikinci tarihi ekledim. Benden sonra okuyanlar da bu tarihleri görecekler. Bu da bende tarif edemeyeceğim bir duygu uyandırıyor. Zamanda bir çeşit bağlantı. İnce bir bağ. Dünya üzerinde olmasak bile nesneler aracılığıyla haberleşme olanağı.

Eskiden kütüphanelerden aldığım kitapların arkasındaki kâğıt cebin içinde benden önce okuyanların isimlerini ve kitabı ödünç aldıkları tarihi gösteren kartlar bulunurdu. O kartları da ayrı bir severdim. Mürekkebin kâğıda düşerken izlediği yollara, isimlere, sayılara bakar dururdum. Ben de onlardan biriyim derdim. Bu kitabı okurken yalnızım ama aynı kitabı okuyan kardeşlerim, arkadaşlarım var, demek ki aslında yalnız değilim diye düşünüyorum.

Kendime her gün şöyle sesleniyorum: Üşenme, düşün. Üşenme, yaz.

15 Mart 2017

Dolmakalem Klipsi


Bilmem hiç dolmakalem klipsleri hakkında hiç düşündünüz mü? Günümüzde hemen her kalemin bir klipsi var ama dolmakalem klipsinin hikayesi başka.

İlk dolmakalem klipsi 1905'te icat edilmiş. Bugün sıradan bulduğumuz bir özellik ama klips icat edildiği günden bu yana sürekli geliştirildi.

Tarihteki ilk klipsler minicikti.

Aslında klips, bir rock grubundaki bas gitara benzer. Olduğu zaman farkında değiliz, yokluğu ise hemen anlaşılır. Klips de böyle bir nesnedir. Çok da önemli olmayan bir parça gibi görünür ama bir kalemde klips olmayınca hemen yadırgarız. Gerçi bu da bir görgü ve kültür meselesi. 

Bazıları hiç klips sevmez, gömlek cebinde de taşımaz. Uzakdoğu kültüründe ise gördüğüm kadarıyla klipse batıdaki kadar önem verilmiyor. El yapımı kalemler doğal olarak değerli kimono kumaşlarından kılıflarda taşınıyor. Bu durumda zaten klipse hiç gerek yok bence.
Osmanlı dönemi ahşap kalem kutusu

Kamış kalem kültürünün olduğu şark coğrafyasında ise kalem kutuları vardır. Üstelik her biri yazı kültürü tarihindeki eşsiz sanat eserleridir.
Osmanlı dönemi gümüş divit.
Mürekkep ve kamış kalemlerin birlikte taşınabildiği divitler de başka bir dünya ve yazı konusudur. Divitler, hançer gibi kuşakta taşınıyordu. Divit ve kalem kutusu çağında henüz gömleklerin yakası da cebi de yoktu. (Gereksiz bir ayrıntı, ilk gömlek giyenler Eski Mısırlılardı.)




Dolmakalem tarihinin kilometre taşlarından biri, Lewis E. Waterman 1884 tarihli bir patent.

Hemen her yerde daha klips diye bir şey ortada yok iken, kalemler ahşap veya metal kutularda taşınıyordu. Doğal olarak ilk icat edilen dolmakalemlerde klips filan yoktur. Gerçi dolmakalemi icat edenler bir olmamışlık duygusunu 20 küsur yıl kadar yaşadıktan sonra klipsi de icat etmekte gecikmediler.


İlk dolmakalem klipsi için 1905'te alınan patent. (Yine bir Waterman icadı.)

Böylece klips kalemlerde tarihsel olarak önce Batı kültüründe bir yer edindi.


Pelikan 120 ve 140'ların efsane klipsi.
 
Batı dünyası çok daha pratik düşünce sistemine sahip olduğundan klips zamanla çok önem kazanmış ve çeşitlenmiş. Üstelik öyle ayrıntılar var ki konuya vakıf olmayan biri hayret edebilir. 

Parker 51, kült kalemlerden.


Mesela sadece tek başına Parker firmasının halk arasında "gömlek düşmanı" olarak da bilinen) ok ucuna benzeyen klipsinin zengin bir tarihi var ve hakkında kitap bile yazılabilir. 

Parker 51

Parker 61 klipsleri
Parker Vector (kalem ucuzladıkça ok da sadeleşmiş)


Parker kalemlerindeki ok figürünün tarihsel bir gelişimi var, önceleri (1930'lardan itibaren) daha ayrıntılı ve çok süslü iken günümüze doğru kimi zaman ayrıntılardan kurtulup daha sade ve daha stilize bir ok figürüne dönüştüğü de oluyor. Yani klips figürü basit bir ok değil, kalemin ucuna bile yerleştiği oluyor firmanın da simgesi ve ayırt edici bir özelliği oluyor.

Lamy Al-star

Klips bir yerde firmanın kimliğinin temel öğelerini, tavrını gösterir ama diğer yandan kullanıcının yaklaşımını da etkiler. Lamy Safari ve Al-star gibi modellerin 1980'lerden bu yana özellikle genç insanlar arasında çok tutulmasının bir nedeni de klipsinin ataşı andırması değil midir? Düşünüyorum da ataş bir zamanlar o kadar çok kullanılan bir nesneydi ki hemen her yerde bulunurdu. Şimdilerde azalsa da çatal-kaşık gibi basit ama temel bir ihtiyacı karşılamaya devam ediyor ve halen her kırtasiyede bulunuyor. Dolmakaleme hiç aşina olmayanlar Lamy Safari gibi kalemleri klasik dolmakalem havasından uzak ve kendilerine daha yakın bulurlar. Renk önemli bir faktör ama diğer Lamy modelleri (en kült model Lamy 2000 mesela) Safari'den çok daha iyi olmasına rağmen o kadar popüler değildir, bunda klipsinin de payı var bence.


Scrikss 419

Benim en sevdiğim klips ise Scrikss 419'un klipsi. Bu klips, temiz duruşu, aşağıya doğru genişleyen kanatları, "S" harfinin bulunduğu alınlık kısmı, çizgilerinin sadeliği ve zarafetiyle bence bir başyapıt.

Ayrıca eklemeden geçemeyeceğim, Scrikss 419'un klips tasarımı bana Romalı askerlerin kullandığı Gladius isimli kısa kılıcı hatırlatıyor.
Antik Roma Kılıçları

Yılan veya kartal şeklinde fantastik klipsler de var. Çıkartılıp takılabilen Kaweco klipslerini de ilginç bulmuşumdur. Graf von Faber-Castell kalemlerindeki yaylı klips de çok kalitelidir.

Visconti Van Gogh Amber


Ancak şimdiye kadar kullandığım en rahat klips Visconti kalemlerindeki simgesel anlamları bulunan köprü şeklindeki yaylı klips.

14 Mart 2017

Dolmakalem Ucu Nasıl Temizlenir?

Lamy 25P ve Emektar mürekkep temizleme bezi


Dolmakalem uçlarının, mürekkep çekildikten sonra kâğıt mendille, peçeteyle veya neredeyse zımpara gibi kağıtlarla temizlendiğini gördükçe dehşete düşüyorum.

Bence yumuşak ve emici bir bez kullanmak her zaman en güzel yöntemdir.

Kendinize güzel bir bez edinin ve dolmakalemin ucunda o kâğıt peçetelerle silip bir türlü silinmeyen, her silme teşebbüsünde uçta dağılan mürekkep izlerinden kurtulun. Kâğıt peçeteler muhakkak olmalı ama masaya veya üstünüze mürekkep dökülmemesi için bir tedbir unsuru olarak kalmalı sadece.

Üstelik hiç belli olmaz, çöpe atılan kâğıt peçetelerin aksine, mürekkep silme bezimiz belki bir gün meşhur soyut ressam Jackson Pollock'ın 1948'de yaptığı "No: 5" isimli tablosu gibi 140 milyon dolara satılabilir.


Jackson Pollock, No: 5, 1948





Jackson Pollock demişken başka pek çok sanatçıyı tanıtan benim de çok yararlandığım Artsy sitesine bir bakmanızı öneririm. Ne de olsa sanat ruhu yücelten bir şey. 

NIB CLEANER / UÇ TEMİZLEYİCİSİ


Montblanc nib cleaner / uç temizleyicisi. Her kutuda 8 adet mevcut.


Mürekkep lekelerini bez ile temizledikten sonra uç temizliğinin son aşamasında şık çözümler arayanlar için Montblanc gibi bazı firmaların çok kaliteli ürünleri var.


Montblanc nib cleaner / uç temizleyicisi