09 Nisan 2017

Bir Kalemi Dokuz Ayda Yapıyorlar

1 Nisan 2006, Milliyet Cumartesi

Bir kalemi dokuz ayda yapıyorlar

81 yıldır el yapımı özel kalemler üreten Omas Türkiye'de. Kalemlerinin fiyatları 140 avro ile 31 bin avro arasında değişen firmanın CEO'su Cristiano Pauia "Yılda 60-70 bin civarında kalem üretiyor, 20 model hazırlıyoruz" diyor

MELİS ALPHAN

1925'ten beri el işçiliğiyle üretim yapan İtalyan kalem firması Omas'ın ürünleri artık Türkiye'de satılmaya başlanıyor. Yunan mimarisinden esinlenerek yaratılan kalemler reçine, selüloit, ahşap, titanyum, gümüş ve altından yapılıyor. Dünyada seri üretim alıp başını giderken Omas hâlâ geleneksel yöntemlerle çalışıyor. Dünyanın en büyük lüks ürün perakendecisi Louis Vuitton Moet Hennessy'ye bağlı olan Omas'ın Türkiye genel distribütörü Arte Akmerkez, bu el yapımı kalemleri bundan böyle alıcılarıyla buluşturacak.Firmanın CEO'su Cristiano Pauia, Omas'ın tarihçesini ve koleksiyonlarını anlattı.

- Omas çok eski bir firma. Bugünlere nasıl geldi

Omas 1925'te mühendis Armondo Simoni tarafından mekanik bir atölye olarak kuruldu. O yıllarda Bolonya'da sürekli icatlar yapan çok sayıda kişi yaşıyordu. İşe Art İtaliana adı verilen modelle başladı. Hayranı olduğu antik Yunan sanatı ile İtalyan kültürünü birleştirdi. 12 kenarlı sütundan ve İtalyan yaratıcılığından esinlendi. İlki 1928'te yapılan bu kalem günümüzde de satılıyor. Omas ailesi hâlâ işin içinde. Şirket 2000'te LVMH'ye dahil oldu. Ailenin yola bu grupla devam etmesinin nedeni, LVMH'nin markaların tarihsel değerlerini muhafaza etme özelliği.

Tüm ürünleriniz el yapımı. Bunun özel bir nedeni var mı?
Bu bizim geleneğimiz. Giyim sektöründe nasıl terzi işi elbiseler ve hazır giyim varsa, bizim işimizde de aynı şey geçerli.

Bir kalemin yapımı ne kadar zaman alıyor?

Selüloit bir kalemin yapımı dokuz ay sürüyor. Sadece doğal maddeler kullanıyoruz. Selüloit ahşaptan yapılıyor. Kalem yapılırken selüloit bir sıvı içinde altı ay dinlendiriliyor, sonra sıkıştırılıp kesiliyor ve içine delikler açılıyor. İlk delik açıldıktan sonra 37 derecelik özel bir fırında üç hafta bekletiliyor. İkinci delik açılıyor ve üç hafta daha bekletiliyor.

En değerli kaleminiz hangisi?

Gaia adı verilen sınırlı sayıda üretilen serimizdeki kalemler. Altından yapılıyor ve değerli taşlarla süsleniyor. Bu taşları işlemek bir kişinin üç ayını alıyor. Tanesi 31 bin avroya satılan bu kalemlerden yılda 30 tane üretiliyor.

Ürünleriniz kaç ülkede satışa sunuluyor?

Dünyanın dört bir yanında 21 temsilciliğimiz var. İtalya'da 150 mağazada ürünlerimiz satılıyor.

TURUNCU KALEMLER POPÜLER 

Yılda kaç kalem üretiyorsunuz?

60-70 bin civarında. Dört koleksiyonumuz var. Toplamda 20 model hazırlıyoruz. Sınırlı sayıda üretilen kalemlerden oluşan seride bir-iki model yer alıyor.

Bugün kalem, saat gibi bir statü sembolü olarak nitelendirilebilir mi?
Biz erkeklerin kimliğimizi yansıtan sadece birkaç aksesuvarı var. Kol düğmesi, saat, kravat, çakmak, ayakkabı ve kalem. 140 avroluk dolmakalemlerin yer aldığı Bologna koleksiyonumuz 25-35 yaşları arasında, kariyerine yeni başlamış, dolmakalem kullanmaktan hoşlanan ancak bunun için fazla parayı gözden çıkaramayacak kişilere hitap ediyor. 30-45 yaşları arasındakiler Art Italiana'yı tercih edebilir. Bu model daha sofistike yöneticilere hitap ediyor. Üçgen şekilli 360 ise gençlere ya da modern çizgilerden hoşlananlara yönelik bir kalem. Elin şeklini alıyor, kullanımı rahat. Pazarın her kesimine hitap ettiğimiz söylenebilir.

Müşterileriniz arasında erkekler ağırlıkta herhalde.

Kadınlara yönelik tasarımlarımızın sayısını artırıyoruz. Turkuvaz, pembe, turuncu gibi renklerde kalemler üretiyoruz. Turuncu renkli kalemler çok popüler.

Türkiye'deki satışlar konusunda umutlu musunuz?

Evet. Önümüzdeki dönemde toplam 10-12 mağazada ürünlerimizin satılmasını planlıyoruz. 

Omas 360

"Her gün kullanırsanız sorun yaşamazsınız"

Dolmakalem nasıl kullanılmalı?

Lüks kalemin kapağını arkasına takmamanız gerek. Dolmakalem hassas olduğu için dikkatli kullanmalısınız. Her gün kullanırsanız sorun yaşamazsınız. İki hafta kullanmazsanız temizlemeniz gerekir çünkü mürekkep yoğun bir madde. Kalemin içinde kurur ve kalemin ucuna düzgün şekilde akmaz.

Kalem alırken neye dikkat etmek gerekir?

Kalemin ucu yumuşak olmalı. Dolmakalemle yazdığınızda kalemi hissetmemelisiniz, kağıt üzerinde akıp gitmeli. İyi uçlu bir dolmakalem elinizin uzantısı haline gelir ve eliniz yorulmadan saatlerce yazı yazabilirsiniz.

En çok satan kaleminiz hangisi?

360 (üçgen) kalem.  

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/bir-kalemi-dokuz-ayda-yapiyorlar/cumartesi/haberdetayarsiv/01.04.2006/151310/default.htm

Kalem Değil Mücevher

22 Şubat 2004, Milliyet Business


PARKER: 1888 de telgraf eğitmeni S. Parker, [George Safford Parker] öğrencilerinin kalemlerinin mürekkep akıtmasını şikayetleri üzerine Parker kalemleri geliştirdi. 

MONTBLANC: 1906 da kırtasiyeci Claus - Johannes Voss, banker Christian Lausen ve mühendis Wilhelm Dziambor tarafından kuruldu.

MONTEGRAPPA: Birinci Dünya Savaşı sırasında Elmo markası ile üretimi yapılan bu kalemler çok geçmeden İtalya'nın Grappa dağından esinlenerek Montegrappa ismini aldı. Kalemlerin en büyük özelliği ise üretimlerinde mücevher tekniklerinin kullanılması.

WATERMAN: 1884'te Lewis Edson Waterman tarafından tasarlanan ilk gelişmiş dolmakalem, bugün de Amerika'nın en prestijli kalem markaları arasında.

ST DUPONT: 1872 yılında deri cüzdan üretimiyle işe başlayan St. Dupont ilk kalem üretimini 1976 yılında yaptı.

CROSS: Amerika ve İrlanda'da üretiliyor. Ömür boyu garantili özel yapım bu kalemlerinin Türkiye distribütörü Scrikss Maden ve Plastik Sanayii.  


07 Nisan 2017

Pelikan 120: Ne Varsa Eskilerde Var


Eski kalemleri kutulu bulmak zor. Masada Penguin kitaplarına benzer kapağı ile göz kırpan kitabı çevirmenin ismini görünce (kalem meraklısı Eser Bakdur) aldım.
Geçen haftalarda arada sırada ziyaret ettiğim antikacıda güzel bir Pelikan 120 buldum. İster istemez Pelikan üzerinden yeni-eski kavramları hakkında düşündüm biraz.

Yeni kalemleri biraz çiğ buluyorum. Zaten yeni olan hemen her şey biraz öyle değil midir? Yeniye hep rağbet vardır, minik bir lekeye bile tahammül edilmez ama yeni olan, aslında henüz olmamıştır ve daha kendi ruhunu bulamamıştır. (Koleksiyoncu Tamer Tellikurşun ile yaptığım röportajda bu durumu daha iyi anlamıştım. Eski kalemler tarihin kucağında büyür, olgunlaşır. Hele temiz, titiz ellerden geçtiyse zarafetini muhafaza etmiştir.)

Şimdi yeni dolmakalemlerin ateş pahasına satıldığı zamanlarda yaşıyoruz. 

Pelikan sevdiğim bir marka ama fiyatları beni eziyor maalesef. Uzun zamandır bir dolmakaleme vereceğim parayla fotoğraf makinem için evladiyelik bir lens alırım daha iyi diye düşünmekteyim. (Dolayısıyla uzun zamandır ne kalem ne de lens alamıyorum.)



Pelikan 120, kitap arkadaşlarımdan biri.
Sadece fiyat politikası değil bazı eski kalemlerin değerli oluşlarında hem kendilerine özgü bir hava hem de geçmişte zanaate daha bir önem verilmesinin büyük etkisi vardır. 

Yeni üretilen dolmakalemler fiyatlarıyla ters orantılı ölçüde acı yaşatıyorlar bana. Mesela eskiden görünüşüne aldanıp bir dolmakalem almıştım. Hafiflik normalde iyidir fakat bu kalemde bana hiç uygun gelmedi. Öte yandan elime de uymadı sanki, oysa aynı boyda başka kalemlerle güzel anlaşabiliyordum. Eski dolmakalemler insan eline daha bir uyumlu üretilmiş sanki.  


Ne varsa eskilerde var...
Uzun lafın kısası antikacı dükkanında merakla raflara bakarken bulduğum Pelikan 120'nin ucuna dikkatle baktım, sağını solunu kurcaladım ve önemli bir kusurunu görmeyince fiyatını sordum, 50 lira yanıtını alınca fazla düşünmedim. (Aynı antikacı bir Parker 51 için 700 lira istiyordu. Ona doğru düzgün bakamadım. Yavaşça yerine bıraktım.) 

Böylece elimdeki 120'ye güzel bir kardeş gelmiş oldu.

- - - - - - - - - - - - -  YARIN: BİR KALEMİ DOKUZ AYDA YAPIYORLAR  - - - - - - - - - - - - - 

06 Nisan 2017

Kibrit Kutusundaki Defterler

Mehmet Fuad Tokad (1893-1960)
Timaş güzel kitaplar yayımlıyor. Aradan ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum, İhsan Sönmez'den M. Fuad Tokad'ın Kibrit Kutusundaki Sarıkamış-Sibirya Günlükleri isimli kitabı almış, muhakkak bu kitabı yazmalıyım demiştim. Ne olduysa kitabı bir kenarda unutmuşum. Lakin hatanın neresinden dönülse kârdır, düsturuyla kitabı bulur bulmaz, bu sefer yazmayı ertelemedim. 

Neticede kitabı bir iki günde bitirdim. Günümüzden yüz yıl evvel (8 Ocak 1915'te İstanbul'da yazılmaya başlanan defterler 19 Mart 1917'de bitiyor) genç bir adamın acele tarafından okulunu dahi bitiremeden Ruslara karşı Kafkas cephesindeki savaşa gönderilmesi, ardından esir düşmesi kitabın temel odak noktası. 


Kibrit Kutusundaki Sarıkamış-Sibirya Günlükleri 

ESARETİN KAYITLARI


Adından da belli, M. Fuad Tokad'ın yaşadığı Sarıkamış'tan Sibirya'ya uzanan bir esaret yolculuğu. İyi ki defterlerin değeri takdir edilmiş ve kitap yayımlanmış. Okumaya başlayınca günümüzden yüz yıl öncesinin Türkçesini duydum, memleketimizin yüz yıl önceki havasını solumakla kalmadım Sibirya'ya kadar gitmiş oldum. Ancak en önemlisi konuşma, düşünce tarzı ve savaş esirlerinin hiç bilmediğim hayatlarını öğrenmiş oldum. M. Fuad Tokad kimi yerlerde haklı olarak isyan ediyor ve düşman elinde arkadaşlarından birlik beraberlik bekliyor. Karşılaştığı sorunlar karşısında da şaşkınlığını, hayal kırıklığını gizlemiyor.



Kibrit kutusu ve defterler
Kitabevlerinin "Tarih" bölümlerinde benzer çok kitap vardır. Fakat bu kitabı diğerlerinden ayıran şey günü gününe tutulan günlükler olmasının yanında bir kibrit kutusuna sığabilen defterlere mikrogramme tarzıyla yazılması. (Mikrogramme konulu bir yazımı daha sonra paylaşacağım.)


M. Fuad Tokad’ın sakladığı günlükler, vefatından sonra oğlu Prof. Dr. Yılmaz Tokad'a kalmış. Onun vefatıyla da defterler torunlara bir vasiyet gibi aktarılmış. Sonunda Mehmet Fuad Tokad'ın torunu Müge Tokad, bu görevi ciddiye alıp Osmanlı Türkçesi öğrenmiş, kardeşi Fuad Tokad ise çıplak gözle zor okunan günlüklerin sayfalarını tek tek tarayarak bilgisayar ortamına aktarmış. 


Defterin ilk sayfası
Bu sırada Müge Tokad ise aynı kursa devam eden Amerikalı Jack Snowden ile tanışıp evlenmiş. 

Kitabı yayıma hazırlayan da Jack Snowden günlüklerin tutulduğu yerlere gidip görecek kadar işine hassasiyetle sarılan biri. 

Kitabın son özelliği bir başka özelliği ise bir aşk öyküsüne de yardımcı olması galiba.


05 Nisan 2017

İzel Rozental'ın Yeni Scrikss 419 Açıklaması


İzel Rozental bilindiği gibi Scrikss yöneticisi olmaktan çok bir karikatürist olarak tanınıyor. Çünkü 25 yıldır karikatür çiziyor. “Kalem her ne kadar mesleğimse, karikatür benim için tutku ötesidir." diyen birinden söz ediyoruz.

Scrikss 419 hakkında hem 2012'den beri yaptığımız Savoy Pastanesi'ndeki dost sohbetlerinde konuşmuş, hem de daha önce blogta defalarca yazmıştım


İzel Rozental ile karşılaştığımız vakitlerde de hasta ruhlu biri gibi her defasında 419'u sormadan edemem. İzel Bey ile ilk karşılaşmam 2013'te Mürekkepbalığı vesilesiyle Scrikss merkezinde olmuştu. O gün ısrarlı sorulara karşı uzun uzadıya yeniden üretim konusundaki sıkıntıları anlatmıştı. 



Scrikss 419
En son 5 Aralık 2016'da Galata'daki Schneidertempel Sanat Merkezi’nde 25. sanat yılını kutladığı Karikatör isimli sergide görüşmüştük. O akşam yine bir fırsatını bulup 419'u sormuştum. O akşam galiba benden başkaları da sormuş olacak ki ilk defa "Üretemiyoruz." dememiş, "Keşke!" demişti.

Bugün yeniden "Hatırlarsanız Galata'daki sergide Scrikss 419'u sormuştum. Şimdi de Scrikss 419'un yeniden üretileceği konuşuluyor acaba bu söylenti doğru mudur?" diye tekrar kendisine sordum.


İzel Rozental'in yanıtı ise şöyle: 


Sizdiniz demek! Şimdi hatırladım. Kalabalıktan ve ilgiden başım dönmüş, ayaklarım yere basmıyordu, soru hep aklımda ama kimden geldiğini hatırlamıyordum. Evet doğrudur, gelen yoğun istek karşısında 419 modelinin yeniden üretimine karar verdik ve bunun için ilk adımları attık. 
Üretimi oldukça güç ve çok hassas bir kalem olduğundan – ucu ve metal aksamlarının dışında 13 farklı plastik enjeksiyon kalıbının bileşiminden oluşuyor – üretim süresi biraz zaman alacaktır. En erken güz döneminde piyasaya sürebileceğimizi sanıyorum.

YENİ SCRIKSS 419 NE KADAR YENİ?
 
Not: Yetkili ağızdan öğrendiğimize göre sonbaharda piyasaya çıkacağı söylenen Scrikss 419 güya piyasaya çıkmış! Alanlar varmış, hatta aceleden bir de inceleme yayımlayıp üstüne çekiliş düzenliyorlar. Ben henüz kalemi göremedim. Ancak hem bu kadar çabuk hem de eskisinin aynısı bir şekilde çıkmış olmasına çok şaşırdım. Henüz doğrulayamadım ama depolarda kalan NOS (New Old Stock) denilen modellerin satışa sunulmuş olması yüksek ihtimal. Bilindiği gibi Scrikss ömür boyu garanti verdiğinden yüksek miktarda yedek parça depoluyor. Scrikss'in Türkiye çapında bir dağıtım ağı olduğundan sadece 2 yerde satışta olması da bu düşüncemi doğruluyor. Yani bu yeni olduğu söylenen kalemler aslında yeni versiyon değil gibi görünüyor.


Not 2: Karanlık çağlarda mı yaşıyoruz anlamıyorum. Scrikss firmasının halkla ilişkiler birimi yok mudur? Kendi sitesinde acilen Scrikss 419 ile ilgili doyurucu bir açıklama yapmalıdır.

04 Nisan 2017

Scrikss Kalem Tasarım Yarışması

2 Kasım 1989, Milliyet

Scrikss üzerine araştırmalara devam ediyorum. Bugün 1990'lı yıllara doğru gelirken bir yarışma ilanı gördüm. Günümüzden 28 yıl önce Scrikss firması 25. yılını kutlama etkinlikleri kapsamında bir kalem tasarım yarışması düzenlemiş.

Gazetedeki yarışma metni şöyle:
"Öncü olmak: Bir sanayicinin, kuşkusuz en büyük özlemi... Evet, ilk Scrikss ürünü, Dolmakalem 17 bugün 25 yaşında ve Scrikss Maden ve Plastik Sanayi A.Ş.'nin kuruluş tarihi olan 1 Ocak 1964'ten bu yana 25 yıl geride kalmış... Ve bugün Türk kalem sanayii, Scrikss'le özdeşleşmiş çeyrek yüzyıllık bir geçmişe sahip...
İşte Scrikss, Türk kalem sanayiinde öncü ve önde olmanın sorumluluğuyla, 25. yılında, yerel bilgi üretimine sahip çıkıyor ve tüm Türk tasarımcılarını, uygar yaşamın vazgeçilmez öğesi olan "kalem" üzerine düşünmeye çağırıyor...  
Scrikss, 25. kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlediği Kalem Tasarım Yarışması'yla, gelecek 25 yıllara yine önde ve öncü giriyor...
KALEM TASARIM YARIŞMASI 
Yarışmanın konusu, Scrikss için yeni ürün kimliği tasarımı ve bu amaçla, sözkonusu kimliği belirleyecek bir tipoloji araştırmasıdır. Yarışma, Scrikss ve A.T.T. çalışanları dışında
tüm Türk tasarımcılarına açıktır. 
• Değerlendirme jürisi:
Aykut Koksal (A.T.T.)
Prof. Muammer Onat (M.S.Ü.)
İzel Rozental (Scrikss)
Dr. Uğur Tanyeli (İ.T.Ü.)
Prof. Cemil Toka (M.S.Ü.) 
• Ödüller:
1. Ödül 6.000.000.- TL. .
2. Ödüt 4.000.000.- TL.
3. Ödül 2.000.000.- TL. 
Yarışma, duyurum ilanıyla başlayacak, 26 Şubat 1990 tarihinde sona erecektir. Yarışma şartnameleri 25.000.- TL. karşılığında, "Scrikss Maden ve Plastik Sanayi A.Ş., Yahköşkü Cad. 23, Nuhbir Han, Kat 3,* Sirkeci, İstanbul" adresinden elde edilebilir. Başvurular yukarıdaki adrese, şahsen ya da posta havalesi makbuzu ile birlikte mektupla yapılacaktır.
Sonra ne olmuş acaba diye merakla aradım. 29 Mayıs 1990'da yarışmanın neticesi bir duyuruyla kamuoyuna açıklanmış.

29 Mayıs 1990, Milliyet
"Scrikss 25. kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen Kalem Tasarım Yarışması sonuçlandı... Genç tasarımcıların, yarının Scrikss'i üzerine önerileri değerlendirildi ve üç tasarımcının çalışmaları ödüle değer bulundu: 
l. Ödül: Ümit Altun2. Ödül: Mehmet Erkök3. Ödül: Gülnar Akbulut
Scrikss, yarını, geleceği ödüllendirmenin kıvancıyla genç tasarımcıları kutlar..."
İster istemez heyecanlanıyor insan. İlanın arka planındaki tasarım, Ümit Altun'a ait olmalı. Ümit Altun ismi de çok tanıdık geldi. Bir yerlerde adına rastlamış, hakkında iyi şeyler duymuştum.  


Özgeçmişi şöyle: Ümit Altun, 1985'te Mimar Sinan Üniversitesi, Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü'nden mezun olmuş. Aynı yıl, Otokar'da tasarım kariyerine başlamış. 1988'de Alcatel-Teletaş'a geçmiş, burada asarımcı ve tasarım bölümü şefi olarak çalışmış. 1994'te Arçelik'te uzman tasarımcı olarak çalışmaya başlamış, 2002'de tasarım bölümü yöneticisi olmuş. Bir yıl kadar bu görevde çalıştıktan sonra, 2003'te Arçelik’ten ayrılıp Design-Um'u kurmuş.

Arka plandaki tasarımı ise aşırı merak ettim. Photoshop yardımıyla yazılardan arındırıp bir de öyle bakayım dedim. 

Karşıma şöyle bir şey çıktı:


Scrikss ürünleri arasında böyle bir kalem hatırlamıyorum ne yazık ki. 

İZEL ROZENTAL İLE KISA BİR SÖYLEŞİ

Bu nedenle Scrikss İcra Kurulu Başkanı İzel Rozental'a bazı sorular sordum.

- Neden böyle bir yarışmaya ihtiyaç duydunuz?

- Scrikss Kalem tasarımı yarışmasını 1989 yılında kuruluşumuzun 25.yılı vesilesiyle ve sadece üniversitelerin endüstriyel tasarım bölümleriyle profesyonel tasarımcılara açık olarak düzenlemiştik. Amacımız, kalem dünyasına Scrikss tipolojimizi muhafaza ederek yeni teknolojiyle çağdaş tasarımlı kalem serileri sunabilmekti. Yarışmadan çıkabilecek en az üç modelin üretimine geçebilmeyi hedefliyorduk.

- Bu tasarım yarışmasının size nasıl bir getirisi oldu?

Sonuçlar maalesef tatmin edici olmadı. Yarışmayı Ümit Altun adlı (o zaman için genç) bir tasarımcı açık ara farkla kazandı. Kendisiyle tasarladığı bir modelin üretime geçilmesi için anlaşmaya varıldı. Ancak ne yazık ki o dönem fabrikamızda yaşanan birkaç aylık grev ve onu takip eden mali kriz, bu projeyi yarıda bırakmamıza neden oldu.

Getirilerini ise şöyle sıralayabilirim:


1)      kısa vadede, yarışmamızın basında yoğun yer almasının yanı sıra yaptığımız tanıtım çalışmaları da Scrikss’in marka imajını artırdı, bilinirliği yükseltti;
2)      orta vadede, üniversitelerin tasarım bölümleri kalem tasarımına önem verdiler, bu sayede Türk kalem sanayii özgün modeller üretebildi, halen de üretiyor.
3)      Uzun vadede, konuyla ilgili akademik çevrelerle iyi ilişkiler geliştirmemizi, dirsek temasında bulunmamızı sağladı.

- Dereceye giren tasarımlar ödüllendirildi ama sonra üretildi mi?


Bu sorunun yanıtını yukarıda verdim. Ancak yarışma sayesinde üniversitelerin endüstriyel tasarım bölümleriyle gelişen iyi ilişkiler sonucunda, bazı öğrenciler bitirme tezlerini fabrikamızda geliştirme imkanı buldular. Bunların arasından ODTÜ Endüstriyel Tasarım Bölümü öğrencisi Kunter Şekercioğlu’nun, 98 yılında bitirme tezi olarak tasarladığı masa üstü roller kalemin üretimi 1999 yılında gerçekleşti. Kunter Şekercioğlu 2016 yılında, Scrikss’in çok beğenilen prestij kalemi Heritage ile Design Turkey Üstün Tasarım Ödülü’nün sahibi oldu.

Kapris Nedir Bilmeyen Umberto Eco

21 Kasım 1991, Milliyet

"Müzik dinlemek benim için vazgeçilmez bir şey... Özellikle çalışırken müzikle
bütünleşiyorum. Bazen de canım kalkıp bir şeyler çalmak istiyor... Derhal yerimden fırlıyorum, ya çellomu kapıyorum, ya piyanomun başına geçiyorum, başlıyorum çalmaya... Trompet de çaldığım oluyor. Yorulana, bıkana kadar çalıyorum. Bazen saatlerce... Sonra gene pikaba Bach'ı yerleştirip yazı
masamın başına geçiyorum." 

Bologna Üniversitesi'nde müzik tarihi dersleri de veren Umberto Eco, müzik dinleyip müzikle uğraşmanın, çalışma ritminin doğal bir parçası olduğunu belirtiyor. Umberto Eco, yazılarını hep eski model bir dolmakalemle yazıyor. Nadiren tavuk tüyü ve hokka kullandığı da oluyor. Ama temel yazma aracı, eski model dolmakalemi... Şöyle diyor:
"Yazarken, mürekkebin yumuşaklığını kâğıdın üzerinde hissetmek hoşuma gidiyor." 

Umberto Eco, çok sade olan hobilerini şöyle anlatıyor: "Eski kitap biriktirmeyi
seviyorum. Ne bulursam alıyorum. Paramın önemli bir bölümü eski kitaba, eski el yazmalarına gidiyor. Müzik dinleyip çalmayı seviyorum. İşte hepsi bu... Tabii yazmayı aşk derecesinde seviyorum. Ama ben, yazabilmek için asla özel ortamlar aramam. Her ortamda yazarım. Uçakta seyahat ederken yazarım,
sakal tıraşı olurken yazarım, oturarak yazarım, ayakta yazarım,
loş ışıkta yazarım, aydınlıkta yazarun, gece yazarun, gündüz yazarım.. Yazmak
için özel ortamlar arayanlara da -Alberto Moravia gibi- akıl erdiremem.."

21 Kasım 1991, Milliyet

Umberto Eco (1932-2016)


Not: Ek olarak bazı Eco kitaplarının kapaklarını paylaşmak güzel olur diye düşündüm. Türkçe kitaplarının kapaklarına da baktım ama güzel bir kapak göremedim. 
La Production des signes, Umberto Eco


Lector in Fabula, Umberto Eco


Dolmakaleminizi Temizlemek İsterseniz

13 Mayıs 1990, Milliyet

Dolmakalem temizlemenin çok yolu vardır ama daha önce böyle bir şeyi duymamıştım. Görünce çok şaşırdım. Sigara içmediğim için deneme olanağım yok. İlginç bir bilgi olarak burada bulunsun.

Yazıda "mürekkep tortuları" tanımı var ama uç tıkanıklığının temel nedenlerinden biri de kâğıttan gelen minik parçacıklar.

Dolmakalem temizliği için asıl dahiyane yöntem ise şurada: Dolmakalem temizleme aleti.


03 Nisan 2017

Sanat ve Hüner Tanrısı Enki'den Zor Zanaat

16 Aralık 1987 tarihli bir Scrikss ilanında şöyle yazıyor:  
"Sanat ve hüner tanrısı Enki'nin yarattığı sanatlar arasında hiçbiri yazı sanatı kadar zor değildir."
Bir Sümer Tabletinden
16 Aralık 1987, Milliyet, Scrikss 75

Tarih yazı ile başlıyor, yazının tarihi de Sümer (veya Muazzez İlmiye Çığ'ın önerdiği yazımıyla Sumer) uygarlığında filizlenmiş. 

Eski Mısır ve Çin'i de unutmayalım, hepsi insanlığın kayda alınmış ilk adımlarını atan büyük uygarlıklardır.

Yazıyı kimin icat ettiği konusuna gelince ilk yazılı örnekleri veren insanların güzel bir fikri var: Yazıyı tanrılar icat etmiş ve insanlığa sunmuştu. Bu nedenle yazı kutsaldı. 

Hiyeroglif sözcüğünü bu tarz düşünüşe örnek olarak gösterebilirim. Hiyeroglif, Grekçe'deki hiyeroglifikon (ἱερογλυφικόν) kelimesinden diğer dillere geçmiştir ve "kutsal yazıt" anlamına gelir. (Hiyeroglifikon kelimesi de kutsal anlamına gelen hieros (ἱερός) ve yazıt anlamına gelen glifo (γλύφω) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor.)

Şimdi yazının bir kutsiyeti kaldı mı? Klavyelerin, parmaklarımızla dokunduğumuz dijital ekranlarda yazdığımız sayısal verilerin hangi cümlesi, hangi kelimesi kutsal olabilir? 

Ama el yazısı eşsiz, kendi ellerimizin kutsal yazısı.

01 Nisan 2017

Scrikss: 1962-1990 Arası Gazete İlanları


21 Kasım 1962, Milliyet
Bulabildiğim en eski Scrikss ilanı 1962'den.


11 Şubat 1963, Milliyet

Bilmem hiç dikkat ettiniz mi, tıpkı Parker ve Sheaffer ilanlarında olduğu gibi Scrikss ilanlarında da kapak hep gövdeye takılıdır.


30 Kasım 1966, Milliyet


Eski paralar şimdi daha ilgi çekici galiba. Şu 2,5 liralık bozuk paralara küçükken hayretle baktığımı hatırlıyorum.


2 Ekim 1967, Milliyet

Genellikle kalemlerle ilgili pek fazla bilgi paylaşmayan Scrikss'in böyle bir ilanını ilk gördüğümde çok şaşırdığımı itiraf edeyim. Keşke patent belgelerindeki gibi daha teknik bir çizim olsaydı. 


21 Ekim 1987, Milliyet, Scrikss 17
1 Kasım 1990, Milliyet,  Scrikss 419
En beğendiğim ilanlar işte bu tarz olanlar. Geçmiş ile gelecek arasında böyle güzel bağlantılar kurmak çok güzel bir tavır. 


31 Mart 2017

İlköğretimde El Yazısı Kalkıyor

Harfler, Emin Barın, 1942
Dün Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz'ın "Bitişik eğik el yazısı uygulamasının önümüzdeki öğretim döneminde kaldırılacağını" açıklamasıyla birlikte halkın çoğunluğu sevindi. Bugün de hemen bütün gazetelerde konuyla ilgili haberler var. Sosyal medya hesaplarında ise bir sevinç dalgası yayılıyor. Meğer bitişik eğik el yazısı bir işkence türünün adıymış! 


Yazı: Erhan Olcay

Bitişik eğik el yazısı gibi bir güzelliğin nasıl olup da imece usulüyle mahvedildiğini hep birlikte yaşadık, yaşıyoruz. Ben de bir baba olarak bu sistemin getirdiği bütün sıkıntıları yaşadım. Çocuklar bitişik eğik el yazısıyla yazmayı öğrendi ama öyle kötü bir sistemle öğrendiler ki onarılamayacak hatalardan dolayı yarım yamalak öğrenmiş oldular. Buna da öğrenmek denemez. Şimdi çocukların büyük çoğunluğu hem eğik hem dik düz yazıyla yazmakta zorlanıyor.

Bitişik eğik el yazısı, son derece doğru bir karar olmasına rağmen bakanlık yeterli hazırlığı yapmadığından ve bitişik eğik el yazısındaki katı tutumu nedeniyle birinci sorumludur. İkinci en büyük sorumlu da öğretmenlerdir. Öğretmenler bu sistemi bunca yıl kabullenemedi maalesef. Öğretmenlerin çoğu yeterli donanıma sahip olmadıklarından ve el yazısından nefret ettikleri için kendi yetiştirdikleri, ilk harfleri öğrettikleri öğrencilerinin yazılarını bile okuyamayacak kadar kötüydüler maalesef. Şimdi sistemin kalkmasından dolayı en büyük sevinç duyan yine onlar. Çünkü çocukların kötüleşen yazılarını düzeltmek de istemediler. Her şeyi öylesine ortada bıraktılar ki bakanlık bu işten dönsün aileler de tepki göstersin istediler. Başardılar, istedikleri oldu. Bakanlık kamuoyu baskısına direnemedi.

Oysa bitişik eğik el yazısının çocuklara büyük kazanımlar getirebilirdi. Lakin bakanlığın yıllarca oturtamadığı, öğretmenlerin sevemediği, aleyhinde olduğu bir şeyi çocuklar nasıl sevebilir ki? Kimse bu sistemi sevmedi, benimsemedi. Çünkü kimse oturup el yazısıyla yazı yazmayı sevmiyor, istemiyor. (Cep telefonunun tuşlarına dokunmak daha kolay geliyor.) 

Herkes sistemi daha beter bir hale getirmek için çok çalıştı ve neticede bitişik eğik el yazısı kaldırıldı. (Zaten doğru düzgün uygulanmıyordu, çocukların kafası çok karışmıştı.) Şimdi yeniden başa dönülüyor. Bunca yıl kazanılan bir şey olmadığı için kültürel anlamda kayıplarımız giderek çoğalıyor. Sistemi ıslah etmek yerine toptan kaldırmak herkesin işine geliyor.

Ben dik düz yazı ile yetiştim. Sadece güzel yazı derslerinde harflerin güzelliğini görmüş etkilenmiştim. Doğrusu o güzel harfleri o dönem de çok seven olmamıştı. Zaten toplum olarak yazı ile aramız hiçbir zaman çok iyi olmamış diye düşünüyorum. 

Böyle bir toplumda Emin Barın gibi güzel insanlar bir kuyruklu yıldız gibi belirip kayboluyor maalesef. Necmeddin Okyay gibi, Ahmed Karahisari gibi efsaneler milyonda bir çıkıyor.

5 Nisan 2017, Vatan

Parker, Quink, Tefrika

20 Eylül 1950, Milliyet

Efsanevi Parker 51 için hazırlanmış bir ilan. İlanın üslubu çok hoş. 

"... en çok istek celbeden dolmakalem..."

"... ince zarafeti ve parlak güzelliği en müşkülpesentleri dahi tatmin ederek her görenin takdirine mazhar olmaktadır." 

"... mürekkep kontrol haznesi münasip miktarda uca gelmesini sağlar, taşma ve akıntıya mâni olur. 14 Karatlık altın ucu ise, kir ve hasara karşı mahfuzdur."

"Yazarken kelimeler hemen kurur! Zira yalnız Parker 51, gayet parlak, son derece sabit ve derhal kuruyan yeni Superchrome mürekkebinin tatminkâr surette istimalini mümkün kılar."

19 Eylül 1958, Milliyet
Parker Quink mürekkep şişesinin tasarımı günümüzde de aynı şekilde üretiliyor. Kapaklardaki çentikler de aynen duruyor. Sadece kapağın üzerindeki logo ve etiketin üzerindeki yazılar farklı biraz.

17 Kasım 1958, Milliyet
Dolmakaleminiz derece değildir!

24 Aralık 1962, Milliyet

Sevinç, şaşkınlık... Sonraki sahneyi de merak ediyorum.

28 Eylül 1964, Milliyet

Parker 45: Çalışkan öğrenciler için. 

15 Ekim 1964, Milliyet

Işık saçan öğrenci ve bir dolmakalem. Aslında kahramanı dolmakalem olan bir çizgi roman olmalı.

12 Haziran 1967, Milliyet

Bir fiske ile 700 kelime! Bence "gizli hazne" yerine "gizli hazine" olmalıydı. Daha heyecan verici olurdu. Gerçi ilanın bu hali de güzel.

1 Eylül 1967, Milliyet

"Oklu çengel Parker markasının timsalidir."

OKUMA PARÇASI

Aşağıdaki günlük tefrikanın Parker ile bir ilgisi yok. Sadece hem gazetenin yazım tarzını göstermesi, hem de kalemlerin bir polisiye öyküdeki yerini de öğrenmemiz açısından önemli bence. 
20 Mayıs 1950, Milliyet



30 Mart 2017

Sheaffer: 1948-1962 Arası Gazete İlanları

Başka bir şey için Milliyet ve Hürriyet gazetelerinin eski ciltlerini karıştırırken yazıya çiziye dair güzel ilanlar bulmuştum. Gördüğüm kadarıyla en çok ilan da Sheaffer için yayımlanmış. (Yarın Parker ile devam ederiz.)


2 Haziran 1948, Hürriyet

23 Aralık 1948, Hürriyet
15 Aralık 1949, Hürriyet



15 Aralık 1951, Milliyet, 
3 Haziran 1952, Milliyet
21 Aralık 1952, Milliyet 



29 Aralık 1954, Milliyet



30 Aralık 1954, Milliyet


23 Aralık 1962, Milliyet

Ek: Görüyorsunuz ki Milliyet gibi Türkçeye önem veren bir gazetedeki ilanlarda zamanında dolmakalem yerine yanlış olarak "dolma kalem" yazılmış. Neyse ki bunun ilanlara mahsus bir hata olduğunu, gazetedeki haberlerde ise dolmakalem şeklinde yazıldığını görüyoruz. Bilindiği gibi "bileşik sözcük" tartışması eski bir konudur. Rahmetli hocamız Ömer Asım Aksoy Türkçenin birliği için ömrü boyunca mücadele etmişti. Kendisi 95 yaşındayken (1993'te öldü) bile, ömrünün son günlerinde Türkçenin birliğini bozanlara derdini anlatmaya çalışıyordu. Ne yazık ki 12 Eylül zihniyeti birleştirici olmaktan çok ayrıştırıcı bir Türkçe inşa etti. Bugün bir kelimenin nasıl yazılacağı konusunda bir fikir birliği yok. Dolayısıyla bir şey yazarken büyük bir hata yapıyor ve dünya görüşümüze göre hareket ediyoruz. Güzel Türkçemiz şizofreniye yakalanmış bir canlı gibi görünüyor. Bu vesileyle Türkçenin dağınık varlığını derleyip toparlama alanında büyük hizmetlerde bulunan Ömer Asım Aksoy ustamızı saygı ve sevgiyle anıyorum. 

Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için: "Dolma kalem" mi "dolmakalem" mi?