30 Ağustos 2012 Perşembe

Okuma Notları 3

1. DOLMAKALEM NASIL KULLANILMALI? 



"Lüks kalemin kapağını arkasına takmamanız gerek. Dolmakalem hassas olduğu için dikkatli kullanmalısınız. Her gün kullanırsanız sorun yaşamazsınız. İki hafta kullanmazsanız temizlemeniz gerekir çünkü mürekkep yoğun bir madde. Kalemin içinde kurur ve kalemin ucuna düzgün şekilde akmaz." (Cristiano Pauia, OMAS)

2. DOLMAKALEM ALIRKEN NEYE DİKKAT ETMEK GEREKİR?

"Kalemin ucu yumuşak olmalı. Dolmakalemle yazdığınızda kalemi hissetmemelisiniz, kağıt üzerinde akıp gitmeli. İyi uçlu bir dolmakalem elinizin uzantısı haline gelir ve eliniz yorulmadan saatlerce yazı yazabilirsiniz." 

(Cristiano Pauia, OMAS Yöneticisi, Milliyet Cumartesi, 1.4.2006)

3. 'DERSLERDE BAŞARININ YOLU DOLMAKALEM'


İskoçya'da ileri teknolojiye sahip okullar daha iyi eğitim için dolmakaleme geri dönüyor. Her öğrencisi için bir bilgisayarı bulunan Edinburgh'taki Melville İlkokulu çocuklara dolmakalem kullanma zorunluluğu getirdi.  

Dolmakalem kullanmanın akademik hayattaki başarıyı artırdığını söyleyen yetkililer, "Bu, öğrencilerin daha dikkatli davranmasını sağlıyor" dedi. 

(Sabah,  12.12.2006, s.4)

4. FÜRUĞ


Şair Feridun Moşiri, Furuğ'la ilk karşılaşmasını şöyle anlatıyor: 

"Furuğ Ferruhzad'ın derginin ofisine geldiğini hayal meyal hatırlıyorum. O günlerde Abadan'dan Tahran'a yeni dönmüştü. Kendisini biraz yabancı hissediyordu. Saçları dağılmıştı ve elleri mürekkepliydi. Sanki ellerinde bir dolmakalem parçalanmış ve mürekkebi bulaşmıştı. 

Beni arıyordu ve 'Moşiri nerede?' diye sordu. Yol gösterdiler. Odama geldi, selam verdi ve aynı yerde durdu. Buyur ettim ve oturdu. Onun için çay getirmelerini söyledim ve konuşmaya başladı. Üç tane şiir getirmişti. İlk kez yayımlanması için onlardan birisini seçtim. (...) O şiir Günah şiiriydi. Benim için çok şaşırtıcıydı. Karşımda oturan kişi bir genç kızdan daha çok yetişkin bir kadını andırıyordu."

(Derya Önder, Radikal Kitap, 29.02.2008, s.10)  

Çok sevdiğim Füruğ'dan bir yudum şiirle bitirelim notları:

"ey baştan aşağı yeşil! 
yakıcı hatıralar gibi ellerini, 
bırak benim aşık ellerime"

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Okuma Notları 2

1. YAŞAR KEMAL

  
Yaşar Kemal 50 yıldan fazla kurşunkalemle yazdıysa da son yıllarda Lamy marka dolmakalem kullanıyor.

“İnce Memed’e imzamı koymamak için direnmiştim”, Doğan Hızlan, Yaşar Kemal Röportajı, Hürriyet, 20 Aralık 2003, s. 16)

2. ENİS BATUR


"Ancak bir masada yazabilirim; kesik uçlu dolmakalem kullanırım (başka kalemlerde kıvam tutturamam); yazacağım defter ya da kağıt çizgili olmalıdır."
(Bekçi, Oğlak Yay. 2003)

3. DOĞAN HIZLAN


"(...) Ben siyah, klasik dolmakalemlere tutkunumdur. Siyah mürekkepten pek hoşlanmasam da. Kalın dolmakalemler bana çok iri sarılmış zeytinyağlı dolmaları hatırlatır, kullanmayı sevmem. Ama tabii koleksiyonumda öyleleri de mevcuttur.

Sayılı miktarda üretilmiş kalemlere sahip olmanın hazzını yaşayanlar bilir. Mont Blanc'ın Ernest Hemingvvay modeli mesela...
Eski modellerin yeniden üretilmesi bence koleksiyonculara hakarettir. Bende var diye böbürlenirken, onu vitrinde görmek tansiyonumu hemen yükseltir. Sheaffer, 1940'ların Crest modelini çıkardı. Siyahını tercih edin lütfen. Altın, ucu dışında, kaleme yakışmıyor. Parker'ların 51, 61'ini hatırlamaz mısınız? O gizli uçları...

Gösterişli/gösterişçi kalemlere Dunhill ile Yves Saint Laurent'ı da ekleyelim. O kırmızı kocaman Yves Saint Laurent dolmakalemin albenisini inkar edemem. O kalemlerle insan sanki kendi için değil de başkaları için yazıyor. İtiraf edeyim ki, arada bir ben de gösterişli kalemlerle yazıyorum, teşhirci iblisin başını ezmek mümkün değil ki.

Harley Davidson'ı çok sevgili ve saygıdeğer bir dostum armağan etti, yeri başka, onu da spor kıyafet giydiğimde ve özellikle tatil günlerinde kullanıyorum.

Küçük dolmakalemleri severim, bu yüzden de zaman zaman Kaweco ile yazarım.

Bir de müstehcen Lamy kalemim var. Çünkü içi görünüyor, kalem de soyunursa böyle soyunur.

Mürekkep tutkusu

Dolmakalem deyince mürekkep gelir hatıra. Her dolmakalemi kendi mürekkebiyle dolduracaksın ama zamane icadı kartuşlara da kayıtsız kalmayacaksınız. Kalemin dış rengine göre içine aynı renk mürekkep koymak da gün oluyor icap ediyor. Bordo (burgundy) kaleminize aynı renk mürekkebi koymazsanız, bu burgundy Cross'u, Montblanc'ı niye aldınız öyleyse?
Mürekkep fanatikleri de vardır. Sevgili dostum Osman N. Karaca kahverengi mürekkepten başkasına yan gözle bile bakmaz.
Sabahattin Ali'nin yeşil mürekkep tutkusunu okumuşsunuzdur. En nefret ettiğim insanlar, kalemlerini uzatıp, senin mürekkebin vardır, doldur diyenlerdir.
Mor mürekkebe bayılırım, eski stampa mürekkebi ile sabit kalemin hatırlatıcısıdır."
(Hürriyet, 17.12.1995 )

4. HADİ ULUENGİN
"Ah, ah 'Montblanc' dolmakaleme zaten çok ihtiyacım var. Papaz lisesinde öğrendiğim kaligrafik yazıyı tekrar hatırlamam için mutlaka bu marka gerekiyor."
(Hürriyet, 22 Aralık 1996)

24 Ağustos 2012 Cuma

Okuma Notları 1

1. İSTANBUL'DAKİ İLK KIRTASİYE

Türkiye'de ajanda denildiğinde akla gelen ilk ve tek isim 'Ece Ajandası'dır. Ece Ajandası'nın arkasında ise 150 yılı aşkın bir geçmiş var: 1835 yılında, İran'dan İstanbul'a göç eden Hacı Kasım Bey, 1860'ta Beyazıt semtinde İstanbul'un ilk kırtasiyesini açmış. İstanbul'a ilk dolmakalemi getiren de Hacı Kasım Bey olmuş. Doğal olarak bu yeni ve pahalı ürünün müşterileri çoğunlukla saray çevresindenmiş. 

Daha sonra Hacı Kasım'ın damadı olan Mehmet Sadık Bey 1895'te meşhur Ece Ajandası'nı kurmuş. (Hacı Kasım'ın oğullarından biri ise Saatli Maarif Takvimi'ni üreterek ülkemizin bir başka değeri olmuştur.)

Soyadı Kanunu'yla birlikte Kağıtçı soyadını alan Mehmet Sadık Bey, 1930'larda Beyazıt'tan Babıâli'ye inip orada bugün de aynı yerde açık olan Afitap Kırtasiye Müessesesi ve Mağazası'nı açmış. Ece Ajandası 1910 yılından beri üretiliyor. Ajandalara 'Ece' adı verilmesinin hazin bir hikâyesi var:

Ailenin üçüncü kuşak mensuplarından Seydali Gönel 2009'da Ece Koçal'a şöyle öykü anlatıyor: "Ece ismi, bizim için gizli kalmış bir yara gibidir. Dedenin üçü kız olmak üzere beş tane çocuğu var. Erkek çocuklardan en büyüğü, yani Ahmet Dayı, pilot olmayı çok istiyor ve pilot olmak için Romanya'ya gidiyor. Ece isminde güzel bir kıza âşık oluyor. Ama o kızla birlikte olamıyor, ayrı düşüyorlar. Ahmet Dayı bu aşkından dolayı İran'a gidiyor ve kayboluyor. Kendisinden bir daha haber alınamıyor. 'Ece' ismi de oradan geliyor; bizim 'Ece'miz Ahmet Dayı'nın aşkıdır. Bu hikâye gizli kalmıştır. Hatta bunu kamufle etmek için, Atatürk'ün ilk dünya güzellik kraliçemiz Keriman Halis'e verdiği 'Ece' unvanından dolayı bu ismin konulduğu söylenmiş hep. Bu hatırayı kendi içimizde daha fazla saklamanın artık bir anlamı olmadığını düşündük. Bu yüzden de bu defterlere 'aşkın defterleri' diyoruz."

(Ece Ajandası Facebook adresi: http://www.facebook.com/eceajandasi)

2. İHTİYAR ADAM VE DOLMAKALEMLERİ



















Ernest Hemingway kitaplarını ve gazete yazılarını Montegrappa, Parker 51 ve Esterbrooks marka dolmakalemleriyle yazmış.

3. MÜREKKEP TEORİSİ



















Albert Einstein'ın kullandığı dolmakalemlerden birinin Pelikan 100 olduğu bir fotoğrafıyla sabit. Daha erken dönemde ise Waterman kullandığı kayıtlı.

4. MARİO LEVİ















Ünlü yazarımız Mario Levi tüm yazılarını dolmakalemle yazıyor.

Kitaplarını dört defa düzeltiyor; son yazışında bilgisayar kullanıyor.

5. DOLANDIRICININ KELİME OYUNU

Victor Schwitz isimli bir dolandırıcı 1950'lerde Fransız gazetelerine "50 Franga yazı makinesi ve dikiş makinesi satılır" diye ilanlar veriyordu. Para yatırıp sipariş verenlere de bir dolmakalem ya da dikiş iğnesi postalanıyordu.

6.  YAHYA KEMAL'İN BAVULU




Yahya Kemal Beyatlı, rahatsızlanıp Park Otel'den Cerrahpaşa'ya kaldırıldığında, Ayaspaşa'daki otelin 164 numaralı odasında 19 yıl yaşamıştı. Otelde üç bavulu, beş çift ayakkabısı ve beş şapkası kaldı.

1 Kasım 1958 günü bu dünyadan gittiği gün tutulan hastane raporunda, kayıtlara geçen eşyalar şunlardı: 3 adet boş çek, dört buçuk TL., bir adet Cyma marka kroma cep saati, bir çift altın, bir çift gümüş kol düğmesi, gözlük kılıfı, tıraş fırçası ve takımı, çakmak, tırnak makasları, iki not defteri, üç takım pijama, bir çanta, bir bavul, bir baston, bir komple protez, bir çift terlik, üç çift iç çamaşırı, iki gömlek, bir çift ayakkabı, iki kravat, bir robdöşambr, beş çift çorap, bir kemer, bir takım kostüm, bir pardösü, bir şapka, bir dolmakalem, iki anahtar, 3 paket Birinci sigarası ve bir tarih dergisi.

Listedeki eşyaların tümü yine listede bulunan bavula sığmıştı. 


















Not: Yolunuz düşerse Yahya Kemal Müzesi'ne bir uğrayın derim.  

 
7. FÜZE İLE DOLMAKALEM 

Dosya:Osmium crystals.jpg


Osmiyum (adı Yunanca koku anlamına gelen gelen osmë 'den türetilmiştir) bir geçiş metalidir. Çok sert, gevrek, gri-beyaz parıltılı, yüksek sıcaklıklarda bile işlenmesi zor bir madde olan osmiyum, dolmakalem uçları ile orta ve uzun menzilli silahların namlu içlerinin yapımında kullanılıyor.

Platin grubuna ait diğer metaller de dolmakalem uçları için kullanılıyor. En bilinenleri şöyle: Palladyum, iridyum, rutenyum ve rodyum.

8. KEN PARKER DOLMAKALEMLERİ
























Her macerası bir film senaryosuna benzeyen ve çizgi roman tarihinin kült karakterlerinden biri olan Ken Parker ilk kez Türkiye'de yayınlanacağı zaman ilginç bir olay yaşandı. Tay Yayınları'nın sahibi Sezen Yalçıner, "Parker" kalemlerine gönderme yaparak "Bu dolmakalem markası, olmaz" deyince özgün adı Ken Parker olan ünlü çizgi romanın Türkiye'deki adı "Alaska" oldu.


23 Ağustos 2012 Perşembe

Yazar ne ile yazar?


Hasan h Bahadır'ın ikinci yazısının da keyifle okunacağına inanıyorum:

 

                                            

Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemimi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.
                                                                                                         Haritada Bir Nokta / Sait Faik
 

Bundan dört sene evvel sahaftan bir sözlük aldım. Adı: Türk Hukuk Lügatı. Bir zamanlar çok kullanılmış, şimdilerde ise –tıpkı İbrahim Cudi Efendi’nin ‘LügatCûdî’si gibi – unutulmuş olan bu sözlüğü, 1944 yılında Milli Eğitim Bakanlığı basmış. Dilde sadeleşme, zihinde tembelleşme falan filan derken bu sözlük çıkıp gitmiş hayatımızdan. Oysa terim ve terkipler öylesine özenle açıklanmış ki… Hele o sondaki kısım, Latince tabirlerin Türkçe karşılıkları Roma Hukuku ile ilgilenenler için bulunmaz bir nimet!

Sahaftan kitap alanlar bilirler, bazı kitaplar eve gelince hoş bir sürpriz yaparlar insana. Sayfaları arasında gezinirken bir not ya da bir fotoğraf çıkar içinden. Bazen çoktan ölmüş bir gazetecinin kesilip kitabın arasına konulmuş fıkrası bazen de Amerika’dan gelmiş bir  mektup… Yaşanmışlığın izleri sağında solunda olur kitabın. İnsan bu izlerden hareketle kitabın eski sahibi ile ahbaplık kurar. İşte benim Hukuk Lügati’nin arasından da  şu yukarıda görünen borçlar hukuku notları çıktı. Özenli, titiz biri tarafından yazılmış intibaını uyandırdı bende. Notlar S. Altıntek’e mi ait diye düşündüm önce? (Sözlük ciltletilmiş hem sırtına hem de kapağına ‘S. Altıntek’ yazılmış.)

Şayet Altıntek’e aitse, bu kişi avukat mıdır yoksa öğrenci mi? Daha böyle bir yığın soru geldi aklıma. Sonunda soruları bırakıp kağıda bakmaya başladım. Bu, kuşeye çalan hafif kaygan bir kağıttı. Mavi mürekkepli bir kalemle, el yazısı ile yazılmıştı notlar. Notları alanın yazısından okuma yazmayı 40’lı yıllarda öğrendiği sonucunu çıkardım. O yıllarda yazmayı öğrenen birkaç kişinin yazısının da buna benzediğini görmüştüm. Güzel yazı derslerinde öğretildiği biçimde tutulmuştu notlar, kağıttan elini hiç kaldırmadan; bütün harfleri birbirine ulayarak.
Kağıttaki mavi mürekkep oldukça soluk geldi bana, belki de zaman içinde soluklaştı. Kendi aldığım notlara baktım, çok değil iki üç sene öncesinin notları: Maviler soluklaşmış, havai bir renk almışlar şimdiden. Şuna emin oldum ki notları yazan, dolmakaleminde daha önce siyah mürekkep kullanılıyormuş, sonradan geçmiş maviye. Zira kalemi siyah ile karışık mavi lekeler bırakmış kağıdın üzerine.

Peki ama nasıl bir dolmakalem kullanmış yazarken? Olsa olsa Sheaffer ya da Parker’dır dolmakalemi. Bizim memlekette en yaygın kullanılan bu iki marka değil mi o yıllarda? Peki  Pelikan olamaz mı? Notları alanın Almanya’ya eğitim için gittiğini, oradan kendine Kaweco marka bir kalem aldığını düşünemez miyiz? Bu hayal işi oldukça zor hele elde hiçbir veri olmayınca.

Acaba dedesinden aldığı dolmakalemi kullanan kaç kişi vardır? Bu kadar uzun süre muhafaza edilen bir eşya bulunur mu bizde? Yazarının, şairinin mezarının bile kayıp olduğu memlekette dolmakaleminin esamisi okunur mu? Sahi, sevdiğimiz bir yazar nasıl bir dolmakalem ile yazmıştır vaktiyle? Yazarımızın şairimizin iyi kötü kitaplık önünde çektirilmiş resimleri vardır ama ya elinde kalem ile çekilmiş…

Yanlış hatırlamıyorsan Cemil Meriç’in bir fotoğrafında eski bir Pelikan gördüm. Bu iz pek sevdiğim Cemil Meriç’e daha da bir yaklaştırdı beni, demek o da benim gibi pistonlu dolmakalem kullanıyordu! Bir başka dolmakalemi ise Adnan Menderes’in elinde gördüm bir belgesel karesinde. Yassıada’da mahkemede not alıyordu Adnan Menderes. Dolmakalem uzaktan görünüyordu ama Sheaffer olduğu kanaatine vardım. Acaba Celal Bayar’ın –Adnan Menderes’in dolmakaleminin mürekkebinin bitmesi üzerine– not alması için verdiği dolmakalemi de mi Sheaffer’dı? Peki Adnan Menderes ne yazdı kağıda o dolmakalemle?

Muamma! Ne çok muamma var hayatımızda?

İnsanın hayal etmekten başka seçeneği kalmıyor, dedim ya yukarıda ölümünden sonra  kütüphanesi bile yekpare  korunmayan bir yazarın dolmakalemi kim bilir ne olur?

Mesela gölgesini takip ettiğim Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Narmanlı Yurdu’nda 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi'ni yazarken kullandığı kalemin markası neydi? Peki Yahya Kemal’in Kar Musikileri'ni yazdığı dolmakalem?

Olsa olsa kırık dökük bir şeydir diye düşünüyorum Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dolmakalemi için. Çünkü yazılanlardan öğrendiğim kadarıyla böyle şeylere dikkat edecek biri değilmiş kendisi. (Ya yanılıyorsam!) Mesela kapağı çatlamış, klipsi kırık bir Pelikan olabilir Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kalemi. Hatta bir ahbabı yıllar önce “Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında” ile başlayan mısraları görünce daha fazla şiir yazması için, bu kalemi ona hediye etmiş olabilir. Ahmet Hamdi Tanpınar istediği gibi şiir yazamadığı bunalımlı bir gün kalemin klipsi ile oynarken kırmıştır kesin!

Yahya Kemal Beyatlı’nınki sefir iken alınmış, altın uçlu yaldır yaldır yanan bir dolmakalemdir olsa olsa. Çünkü ahengi olan her şeye karşı dikkatlidir şair, zaten bu dolmakalemi de kağıtla ahenginden dolayı seçmiştir. Neler görmüştür o dolmakalemler kim bilir?

Şöyle bir hayaldir benimki aslında: Bir gün benden sonra dolmakalemim kendiliğinden yazacak benimle yaşadığı ne varsa. Keşke Ahmet Hamdi Tanpınar’inki de yazsa…

Hasan h Bahadır