30 Eylül 2010 Perşembe

Kalemin çöpü, ömrün birikintisi

"Kalem [kamış kalem] yontulduğu vakit çıkan talaşlar yazının kudsiyeti nedeniyle süfli yerlere atılmazdı. Hattâ bazı hattatlar ömürlerince açtıkları kalemlerin çöplerini toplayıp ölünce cenazelerinin yıkanması için ısıtılacak suyun bu ateşle ısıtılmasını vasiyet etmişlerdir."


Sanat Ansiklopedisi, Celal Esad Arseven, Cilt II, İstanbul 1947, s.910

27 Eylül 2010 Pazartesi

2 yazar 2 kalem 2 kağıt

Dün gazetelerde okumaktan keyif aldığım 2 yazı vardı. Birincisi kalemperver Doğan Hızlan'ın Hürriyet gazetesinde 30. sayfada bulunan köşesinde yayımlanan nota kağıtlarıyla ilgili olan "Şostakoviç İstanbul’dan ne aldı?" başlıklı klasik müzikle ilgilenenler için de çok ilginç ve benim için yeni bilgilerle dolu yazısı, bir de Zaman gazetesinin 25. sayfasında gördüğüm Nazan Bekiroğlu'nun yazısı. Bekiroğlu'nun yazısında yeni bir şey yok, fakat hat sanatı üzerine hoş üslubuyla sonuna kadar ilgiyle okunan güzel bir yazı.

1. Doğan Hızlan, Şostakoviç İstanbul’dan ne aldı?, Hürriyet.
2. Nazan Bekiroğlu, Hattatın kağıdı, Zaman.

26 Eylül 2010 Pazar

Karnı tok mürekkebi aramak



Mürekkep peşindeki maceram devam ediyor. Dün İstanbul'da İstiklal caddesi boyunca iyi mürekkep aradım. Sonuç: Gün bittiğinde elimde sadece 2 mürekkep şişesi vardı. Bu mürekkeplerin bilimsel olmayan kendi değerlendirmemi yapıp sonuçlarını yazacağım yakında, fakat anlatmak istediğim bu değil, söylemek istediğim şey en havalı kırtasiyecilerde bile mürekkep çeşitliliğinin son derece az olması.

İlk önce Panter kırtasiye'ye girdim, hem sevdiğimden hem de kağıdı ısırmayan ve yayılmayan cinsten siyah mürekkep aradığımdan hem de en kolay ve en çok bulunacak mürekkep türü olduğunu düşündüğümden siyah ve tok bir mürekkeplerinin olup olmadığını sordum, bitkisel bazlı italyan kökenli bir kaç şişe çıkardı ama hiçbiri siyah değildi, egzantrik renklerdi. Sonra bir Cross mürekkebi çıkardı, envai çeşit kalem vardı ama şöyle değişik bir mürekkep yoktu.

Arkasından Galatasaray Lisesi'nin yanındaki Mektup'a uğradım, Mektup'ta fiyatlar biraz pahalıcadır ama 2 şişe Windsor & Newton mürekkebi uygun fiyata aldım. Daha önce kullanmadığım bu mürekkepleri merak ediyorum, ama hem acelem yok, hem de boş kalemim. :) Mürekkebi boşa akıtmaktan da hiç hoşlanmıyorum. Bir hafta içinde elimde bulunan veya yeni aldığım mürekkeplerle ilgili yazılara başlamayı düşünüyorum.

(Fotoğraf: Italo Calvino, Varolmayan Şövalye, YKY)

24 Eylül 2010 Cuma

Kutsal mürekkep

Doğu imparatorlarının fermanlarını imzalamakta kullandıkları erguvan kırmızısı mürekkep.


Axis 2000, Ansiklopedik sözlük, cilt: 4, s. 2394.

Defter bir aynadır kişiye



Kalemin ellerin uzantısı olan zihnin zehirini, mürekkebini azar azar akıttığı bir defter ne olur sonunda? Artık dayanamaz ve kendini bırakır. Kalemin yazdığı satırlar, makasın kestiği gazete haberleri, dergilerden alıntılar birlikte aynı bahçenin toprağında yaşar.

Defter iyidir.

22 Eylül 2010 Çarşamba

Teknik çizim kalemiyle şiir yazmak






Fotoğraftaki kalem 2 mm incelikte bir uç taşıdığından dolayı her an kırılacakmış gibi bir izlenim verse de son derece sağlamdır aslında. Teknik kalemlerin en büyük düşmanı bu tür kalemleri kullanmayı bilmeyenlerdir. Yere düştüklerinde de uçları hasar görürse kullanılmayabilirler fakat bu her türlü kalem için geçerlidir.


Teknik kalemlerle yazı yazmaya çok alıştığımdan günlük kullanım için öncelikli kalemlerim arasında ilk sırada gelirdi, fakat artık Scrikss 17 ve diğer dolmakalemlerin ağırlık kazanmasından sonra hem çini mürekkebini çok sevdiğimden hem de teknik kalemlerin farklı duruşundan hoşlandığım için her zaman yanımda bir tane bulunduruyorum (0.4 veya 0.5 ikisi de güzel).


Rotring'ten ise yıllar önce vazgeçtim (kalitesinden dolayı değil) günlük kullanımda problem yarattığından dolayı Rotring'den uzaklaştım. Çini mürekkebi havayla temas ettiğinde çabuk kuruyan bir mürekkep, kapağı açık bırakılınca ucu da tıkanıyor haliyle. Daha kötüsü kapağı açık bırakmasanız da bir süre sonra kuruma oluyor. Rotring (belki yeni nesil rapidograflarda durum değişmiştir bilemiyorum) eskiden ucu çabuk tıkanan bir kalemdi (15-20 yıl öncesinden söz ediyorum, o zamanlar öyleydi) dolayısıyla sürekli ucunu sallamak gerekiyordu, bu da beni rahatsız ediyordu.


Oysa rapidonun mucidi Rotring'tir aslında (1953). Fakat ben kişisel olarak Faber Castell kullanmayı tercih ediyorum, bu tercih günlük kullanımla ilgili, mimar filan olmadığım için bana gerekli olan şey yazmaya hazır ve içinde iyi bir mürekkep barındıran bir kalem. 


Faber Castell mühendisleri ise ucun her daim ıslak kalmasını sağlayan bir yol bulmuşlar.





Kapağın ucundaki minik vidalı parçayı çıkarıp bir damla su döküyorsunuz, sonra bu kısım suyu emiyor ve yerine vidaladığınızda ucun hep ıslak olmasını sağlıyor. Böylece kalemi sallamaya gerek olmuyor. (Bu arada kapağın içinde ucun ıslak kalmasını sağlayan iki minik plastik top var, bir inceleyin derim, bu kalemi sökmesi çok eğlenceli.)
 

Rotring sevgim ise mürekkep halinde sürüyor, bütün Faber-Castell teknik kalemlerimde Rotring çini mürekkebi kullanıyorum, çok memnunum. 

Ayrıca teknik çizim kalemleriyle resimden anlamayanlara bile resim yaptırır bu kalemler, şiir de yazdırdığı görülmüştür.


20 Eylül 2010 Pazartesi

Vahşi ve insani kalem

Kalemin hem insani hem vahşi yönlerinin bulunduğunu İslâm Ansiklopedisi'indeki kalem maddesini okurken farkettim, yazım tarzını aynen korumaya gayret ederek maddenin bir kısmını buraya kopyalıyorum, sonra devamını da eklerim:

KALEM. KALAM (xάλαμος, kamış), arap harfleri ile yazı yazmağa yarayan âlet. Bir kamış boru olup, kamışın iki boğumu arasından alınmış, boğumdan en uzak olan hafifçe şişkin kısmından şiv şeklinde kesilmiştir; kaz tüyünden yapılmış kalemlerde ve daha sonra demir uçlarda olduğu gibi, ucu yarıktır. Pek çabuk yıpranmayacak şekilde çok sert ve sağlam olmalıdır; en iyi cinsi, bâbil bataklıklarında (Bata’ih) yetişen Vasit kalemidir. Orada, kenevir gibi, suya batırılır ve üstü güzel koyu esmer bir renk alıncaya kadar su içinde bırakılır. Yarığın düz olması için elyafın dümdüz olması lazımdır. Kalemin ucu yontulduktan sonra, düz ve müstakil, kemik veya fildişi bir parça (mikatta; türk. makta‛) üzerine konulur; bu sûretle uzuh kabzalı husûsî bir çakı (kalam-tiraş) ile keskin bir darbede eğrilemesine kesilir.

Kalemin sol ucuna insi (unsi „insânî“) sağına vahşi denir. Eğer birinci ikinciden bir az daha yumuşak ise , bu daha kıymetlidir. Nas’ı sulus ve rika’da, vahşi tarafının insi tarafından iki defa daha geniş olması, kaide olarak, kabul edilmiştir; Divani ve kırma denilen yazı nevîlerinde ise, aksi olmalıdır. Nasta‛lik yarığın iki tarafındaki iki ucu müsâvî yontulmuş kalem ile yazılır.

Kalemin öteye-beriye çarpılıp, bozulmaması için, onu kalemdanlara (miklama) koyarlar; bunlar iki türlüdür: 1. Yassı ve uzun bir boru şeklinde bakırdan bir kutu olup, uçlarından biri kapak ile kapalıdır ve üzerinde ekseriyâ arabesk bir tezyinâtı vardır; bir de hokkası (davat, halk dilinde davaya, türkçede divit) bulunur; osmanlı türkçesinde buna kubur (a. kabr „mezar“ ve aynı zamanda kının mükesser cemidir) derler; bu kelime daha Abı Yusuf’un Kitab al-harac (Kahire 1302, s.17,5)’nda „kın, yatak“ manâsında bulunmaktadır; 2. kartondan bir kutu olup , parlak ve cilalı boyalar ile yapılmış minyatürler ile tezyin edilmiştir; bunda da içinde hokka bulunan bir çekmece vardır; bu bilhassa acemlere mahsustur ve ona kalamdan („kalemlik“) adı verilir. (…)

Cl. Huart, İslâm Ansiklopedisi, 6. cilt, İstanbul. Milli Eğitim Basımevi, 1977, s. 127

18 Eylül 2010 Cumartesi

Kalemin ve mürekkebin kısacık tarihini ararken

Kitaplığımda yazı ve kalemlerle ilgili kitaplar ve dergiler var ama hiçbirinde aradığım bilgiler derli toplu bir halde yok, kiminde kısa bir özet, kiminde yazıya odaklanan bilgiler var, kiminde kalemi, defteri ve kağıdı geçip grafik sanatına eğilen bilgiler mevcut. Kimi zaten sadece bir cins kalemin tanıtımından ibaret.

Geçen gün yine kısmet deyip Pandora'ya uğradım, belki yeni bir şeyler çıkmıştır, bir efsane olan Bedia Demiriş'in "Eskiçağ'da yazı araç ve gereçleri" kitabıyla bir de çivi yazısıyla ilgili bir kitabı (kitaplığımda bulamadığım için) yeniden aldım, başka bir kitap bulamadım. Oradaki görevli belli ki bilgili bir insan, ona kalemin veya mürekkebin tarihini anlatan bir kitap var mı diye sorduğunda Akşam-lık dergisinde Selahattin Özpalabıyıklar'ın yazdıklarını hatırlattı. Bendeki akşam-lık'lardan eksiklerim vardı, o yüzden temiz iş olsun diye çok sevdiğim kadim arkadaşım Selahattin Özpalabıyıklar'a telefon edip, Akşam-lık'ta yayımlanan bu 52 parçayı blogta yazayım diye rica ettim, ancak dijital olarak mevcut değilmiş, en yakın zamanda Selahattin ile buluşup bu dosyayı bloga eklemek istiyorum.


Siyah beyaz fotoğraflar da bir çeşit yazı değil midir?

Scrikss 419

Scrikss 419


Scrikss 419 isimli dolmakalem, 1989'da üretilmeye başlanan, 2000'li yılların başında (büyük olasılıkla 2003) üretimine son verilen vidalı ve saklı piston dolum sistemine sahip bir model.

Scrikss 419, akrilik reçine gövdesi, şeffaf mürekkep seviye penceresi ve F ile M arası altın kaplama ucuyla ülkemizde üretilmiş belki en usta işi dolmakalem.

Ne yazık ki üretilmediğinden bulunması artık zor. İsteyenler olsa bile üretilmesi de çok zor. Çünkü 80' ve 90'lı yılların işçilik şartları ve dönemin kalite anlayışıyla üretilen bu modelin maliyetinin yüksek oluşu önemli bir bahane.

Ancak bence en önemli neden artık böyle bir isteğin olmaması. Scrikss kalemlerini çok seviyorum ve her yerde savunuyorum ama bütün modellerine genel olarak baktığımda bir olmamışlık ve heyecan eksikliği de görüyorum.

Maalesef Scrikss firması yaratıcılıktan çok uzak bir anlayışa sahip. Lamy çok popüler olduğundan belki sağlıklı bir örnek değil ama ama Omas gibi herkesin bilmediği küçük bir atölye bile çok daha kült modeller (360 gibi) üretmiştir ve dünyanın her yerinde meraklısı vardır. 

Aynı standartlarda olmayabilirdi ama bence Alman standartlarının üstün yönlerine özenip Lamy Safari benzeri sert plastik bir gövde ile ve çeşitli renklerde Scrikss 419 üretimine devam edilebilirdi. 

Ne yazık ki Scrikss'in üzerine titrediği ve sahip çıkabileceği bir mirası yok. Daha doğrusu hem var hem yok. Sanki Scrikss önce üretiyor sonra unutuyor. Bu nedenle istikrarlı bir üretim süreci ve sürekli geliştirilen bir modeli yok.

Oysa küçük dokunuşlarla (kaliteli ve pratik bir uç, biraz daha fazla mürekkep alabilecek bir gövde ve sağlam bir piston, belki farklı bir klips ile) Scrikss 419 dünyaca tanınan kült bir kalem olabilirdi.

Scrikss 419 her şeye rağmen şimdi sadece meraklılar için kült bir model sadece.

Lamy ve Yazı Tutkusu



Teknik kalemlerle yazmaya lise yıllarında başladım -ama teknik lisede okumuyordum- Teşvikiye'de küçük bir kırtasiye dükkanında gördüğüm Aristo ile başladı bu sevgi, yıl 1988 veya 89 olmalı (zaten benim bütün hikayelerim o tarihlerde başlar) neyse o kırtasiye kapanınca da bir daha o güzel kalemi bulamadım buralarda (kırtasiye'nin sahibi olan şirketi Hüsrev Gerede caddesinde bulmuştum sonra, ama artık ithal etmediklerini söylemişlerdi) fakat başka kalemler, başka mürekkepler, başka defterler keşfettim Aristo sayesinde.

Dolmakalem kullandım, envai çeşit kurşunkalem de. Fakat günlüklerime, not defterlerime önce Aristo, sonra Rotring (Akademi Kırtasiye'den alırdım) daha sonra ise Faber-Castell (Cağaloğlu yokuşundan) ile mürekkep döktüm, dökmeye devam ediyorum. Ancak istediğim gibi bir dolmakalem bulamadım yıllarca, üstüne de düşmedim, gerçi arada sırada Doğan Hızlan'ın dolmakalemlerini görünce hafiften delirip çeşitli dolmakalemler aldım ancak yazarken zorluk çıkartmaları nedeniyle uzun boylu kullanamadım ve dolamakalemden ziyade hep teknik kalemlerle notlar aldım. Artı görmek istemediğim, bir hevese kapılıp yollara düşünce yayımlanmış ilk ve son kitabım işte bu teknik kalemlerin ve çini mürekkebinin mahsülüdür.

Sonra günün birinde Lamy Safari dolmakalemiyle burun buruna geldim. Bir dolmakaleme göre fiyatının ucuzluğunu bir yana bırakalım, en büyük şikayetlerimden biri olan ergonomi sorununu çözmesiyle olsun, yazmanın derin hazzını doyasıya tattırmasıya gönlüme göre bir kalem bulmanın sevincini yaşatmasıyla olsun çok güzel bir dolmakalemdir Lamy safari. Ben bu Safari modellerinden aldığım yazma zevkini çok daha pahalı kalemlerde yaşamadım. Gömleğimin cebinde artık rengarenk Lamy'lerle geziyorum.

Lamy Safari ve Al-Star aşkına düşünce, bütün renkleri tamamlamak istiyor insan. Sarı renkli Safari'leri (sarı renk hafızanın, bilgeliğin simgesidir) mor ve yeşil Al-starları da seviyorum.

Gerd A. Müller tasarımı meşhur Lamy 2000 de yakın hedeflerim arasında.

(Kendime dolmakalemler hediye etmek istiyorum mütemadiyen.)

Tekvin

Scrikss 17



"Kırmızı mürekkep için Grekçede "melanion kokkinon', Latincede 'minium' ya da 'rubrica' kelimeleri vardır. Erguvan renkli mürekkep ('cinnabaris' (Plinius, nat.hist. 33, 115-117) 'sacrum incaustum') Byzantium'da imparatorların özel kullanımları için vardı."
Bedia Demiriş, Eskiçağ'da Yazı araç ve Gereçleri, İstanbul 2002, s.22 (3. baskı)


Yazıyla başladı insan, yazıyla kendini anlattı, tarihini ve efsanesini bildi, kendini kandırdı, kendini sevdi.

Sevgili kalem, sevgili defter ve sevgili harfler.

Yazı sanatının bütün arkadaşları, yazmanın güzelliğini ve yazının kalitesini artıran bütün araçları, gereçleri, kalp ve akıl nesneleri, onların güzel imgeleri.

Hepsiyle yazmak, fotoğrafını çekmek ve yeniden yazmak istiyorum.

Kalemseven, defterseven ve hurufatsevenlere küçük bir merhaba olsun.